Normal de bu bölümün gelmesine daha vardı ama hem yapacak bir şeyim olmadığı ve sıkıldığım için hem de sizin yorumlarınızı okumak istediğim için hemen gönderdim.
Sizi seviyorum.
Umarım seversiniz.
(Yazım yanlışları olabilir. :()
"Elvis, duralım artık..."
Tasmasını tuttuğum köpeğim beni evimin olduğu sokakta sürüklerken, yorgun bir sesle bağırdım ama beni pek umursamadı. Öyle enerjik ve beni gördüğü için mutluydu ki, onu tutamıyordum. Daha çok o beni geziye çıkartmış gibi davranıyordu.
Evin önüne geldiğimizde, "Dur bir dakika." dedim yorgun argın ve hızla sallanan kuyruğuna göz devirip ceketimin cebinden anahtarımı çıkartmaya çalıştım. Anahtarı cebimden çıkarttığım sırada Elvis öne atıldığı için anahtarın yanında duran telefonum yere düşmüş ve kaldırımda kaymıştı.
Gözlerim telefonu takip etti, en son durduğu yer bir çift botun tam önüydü. O botların sahibi eğilip benden önce aldı telefonumu. Bakışlarım telefonumdan uzaklaşıp o kişiye çevrildiğinde ise bunun Sehun olduğunu gördüm.
"Ah... Teşekkür ederim." diye mırıldandım şaşkın bir sesle. Burada ne işi vardı gerçekten merak etmiştim.
Sehun gülümseyip bana telefonumu uzatmak istediğinde Elvis ona atılıp havladı ancak tasmasını tuttuğum için sadece ön patilerini kaldırabilmişti. "Şey, yaklaşmasan iyi olur aslında." dedikten sonra uzattığı telefonu alıp birkaç adım geriledim. "Elvis pek sosyal bir köpek değil, yabancıların bana yaklaşmasından hoşlanmaz."
Elimdeki telefonun ekranını incelemek adına gözlerimi elime düşürdüğümde, kırılmış olduğunu gördüm ve sıkıntı dolu bir nefes aldım. "Telefonumu kırdığın için tüylerinin hepsini kestireceğim." dedim Elvis'e işaret parmağımı sallayarak.
"Ben yabancı mıyım?" diye sordu Sehun birden. İşaret parmağım Elvise bakarken gözlerim onu buldu.
"Hayır ama..."
"O zaman benimle anlaşması gerekir." dedi çatık kaşlarının altından Elvise kitlenmiş bakarken. Ardından bana bir adım attı ancak Elvis bir kez daha ona atıldı.
"Aslında bunu yapmasan iyi olur." dedim bir kez daha. "Elvis sadece tüylü değil, tüylerinin altında bir bu kadar da et taşıyor ve inan bana onu zaptetmek çok zor." Gözlerimi elvis'e çevirdim. Sehun'a hırlıyordu. "Hayır, o bizim dostumuz. Üstümden kokusunu almış olman gerekiyordu, neden böyle davranıyorsun?"
"Üstünde kokum mu var?" diye sordu Sehun son derece ciddi bir ifadeyle.
Parmaklarımı Elvis'in başını severken gözlerim tekrar onu buldu. "Elbet vardır." diye mırıldandım. "Yani sürekli yan yana olduğumuz için söylüyorum... Bana atkını verir misin?"
Sehun'un gözleri bir bana bir de boynundaki atkıya dokundu ve ne yapacağımı merak eder gibi atkıyı bana uzattı. Elinden aldığım gri atkıyı kendi boynuma sarıp yere eğildim ve Elvis'e yaklaştım. Elvis önce boynumdaki atkıyı kokladı, birkaç saniye sonra Sehun'a döndüğünde artık daha sakindi.
"Bir anda yaklaşırsan saldırır." dedim gözlerimi merakla beni izleyen Sehun'a çevirirken. "Adım adım ona kendini tanıtırsan seni düşman olarak görmez. Elvis bir çin aslanı ve yapısı gereği çok kıskanç bir köpek... Onu sevmek ister misin?"
Sehun başını salladı, yanıma geldi ama yere eğilmek yerine ayakta durmayı tercih edip Elvis'in başını okşadı. "Aferin sana." diye fısıldayıp elvis'in boynunu kaşıdım. Umarım yine biraz unutturduktan sonra onun üstüne atlamaya kalkmazdı. "Eve çıktığımızda sana ödül maması vereceğim."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Reason To Live / HunHan
Fanfic"Bir ayın var." dedi sonunda konuştuğunda. Duruşunda sadece kendinden emin bir ifade yoktu. Duruşunda saf bir güç vardı. "Kendini kanıtlaman için tam bir ayın var ve hazırlan. Elemeler sadece senin için değil, herkes için cehennem olacak. Eğer bu b...