38.Bölüm❥

18.3K 1.5K 504
                                        

Samimiyet öyle bir dildir ki; kör de görür, sağır da duyar. -Cemil Meriç

Üç gün!

Yetmiş iki saat!

Dört bin iki yüz yirmi dakika!

Kırmıştım onu, eminim ağlamıştı da, gözlerim kapandı. Genişçe açtığım dizlerime dirseklerimi yaslayıp saçlarımı avuçlayarak kafama bastırdım. Bir neden olmalıydı. Bir neden!

Caner'i gerçekten sevdiğine inanmıyordum. Buna üç gündür düşünerek karar vermiştim. Bana öyle bakan gözler, başkasına öyle bakmazdı. Bakmamalıydı!

Kafamı tartamadığımı hissediyordum.

"Abi." Kafamı kaldırıp odama giren Alya'ya baktım. "Efendim." Yanıma gelip yüzümü avuçladı.

"Noldu sana? Kaç gündür uyumuyorsun, gözlerin şişmiş." Bir süre suratına baktıktan sonra artık taşıyamayacağımı anladığım başımı omzuna bıraktım.

"Alya, ben... Ben onu çok kırdım. Onu tekrar bulduğum da kendime ilk bi' söz verdim. Kırmayacağım, gözlerinden akan yaş değil, yüzündeki gülümseme olacağım dedim." Kısıkça fısıldadım. "Yapamadım."

Yanaklarımdan tutup kafamı kaldırdı. "Bana nolduğunu baştan anlatır mısın?" Başımı salladım.

"Babamla konuşacağım deyip gitti, iki hafta hiç bir şey yazmadı. Sonra bizim futbol kulübü grubunda Caner'in Nevşehir'de olduğunu ve Helen'i istemeye geldiklerini söyledi. Gruptakiler salak salak konuştu. Ben de gidip bir sürü şey söyledim, saydırdım. Sonra bir şey demesine izin vermeden engelledim. Biliyorum, dinlemediydim. Ama sevdiğim kızın konuşması geçti, erkek grubunda. Hem de başka birisiyle evleneceği konuşması. Alya, ben ne yapacağım?" 

"Abi, bak yaptığın tek hata dinlememek, senin ona güvenmediğini düşünmüştür. Ama sen de haklısın, tam tersi olsaydı. Helen'de bağırır çağırırdı ama dinlerdi. Üzülme, umutlar kırıldığın yerden yeşerir derler. Geç değil. Git ve affettir kendini."

"Peki ya..." Sertçe yutkundum. "Ya gerçekten evlenecekse. Helen böyle bir şeyi kabul etmez ama ailesini tanımıyorum."

Sıkıntıyla nefes aldı. "Öğrenmenin yolu yok mu?"

"Var, Fatih hocayla konuşup çağırmasını istedim. Bugün antrenman var. Gelmek zorunda."

"O zaman saat şuan iki zaten, yat ve rahatça dinlen. Yarın o antrenmana gideceksin ve herşeyi öğreneceksin." Başımı salladım. Yanağıma öpücük kondurup çıktı.

Gözlerim her on saniyede bir sahanın kapısına bakıyordu. "Atakan! Yeter artık. Gelince napmayı planlıyorsun acaba?"

Başımda sabahtan beri konuşan Ali'ye kısa bir bakış attım. Avuç içimi diğer elimin parmaklarına yaslayıp bastırırken kıtlattım. "Hiç."

"Nasıl ya, ağzını burnunu kırmayacak mıyız?" Kaşlarım kalkarken keyifle Ali'ye baktım. Hep sakinleştiren taraf olmuştu, şimdi böyle demesi tuhaf gelmişti. O böyleyse senin uçman gerekiyor Atakan!

"Önce orda neler oldu onları öğrenmeliyiz." Başını salladı. Saatime baktım.

Tam otuz sekiz dakika geç kalmıştı.

"Selam millet." Kulaklarımı tırmalayan boğuk sesle kafamı çevirdim. Gülümsedim.

"Hayır hayır, ben bu tehlikeli gülüşü biliyorum. Atakan hemen gidip yakasına yapışmayacaksın değil mi aşko?" Emre'ye dönüp iğrenir gibi baktım. Bu çocuk niye böyle oldu?

Kahve | TextingBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin