Bilinmeyen Numara: Wuhan'dan Muş'a kadar gelen korona,
Bilinmeyen Numara: 578. Bölüme kadar gelen Arka Sokaklar
Bilinmeyen Numara: 2020'nin eziyetinden sonra gelen 2021,
Bilinmeyen Numara: Asla okumam diyen ama şu an üniversite 5'e kadar gelen ben...
Yanımdaki iskemleye oturdu, gözünü uzaklara dikti. Çekmeye can atılan bir ceza kadar güzeldi. -Tomris Uyar
☕
Yarın ne olacak tahmin edin.
Evet doğru bildiniz, dini nikah.
Bu adam gerçekten aklına koyduğu şeyi yapıyordu.
Kahvaltılıkları sofraya koyarken hâlâ esniyordum. Malum gece üçten sonra kimse uyuyamamıştı. Şimdi ise bir saate sevgili kayınvalideciğim, kayınpederim, görümcem ve akrabalık bağı olmasada kayınçolarım geliyordu.
Ailesiyle isteme günümün sabahı tanışmak istemezdim tabii ki. Olsun, bu da bizim farkımız.
"Ben çıkıyorum. Anca varırım havaalanına." Atakan'ın sesiyle kapıya doğru baktım. Kapadokya havalimanına değil, Kayseri'ye inecekti uçak. O yüzden biraz uzun sürecekti, gelmeleri.
"Kızım Atakan'ı geçir." Anneme boş boş baktım. "Neyini geçiriyim anne, kapı orda çıksın gitsin işte."
Atakan bana bakıp dilini damağına vurup cıkladı. "Ayıp denen bir şey var. İki gün sonra evlenince ben işe giderken de kalk git napıyım mı diyeceksin?" İfadesizce suratına baktım. "Ben böyleyim aslanım, işine gelirse..." Kafasını yana çevirip güldü. "Sen yeter ki gel de, her halin kabulüm." Yaaa şapşik şey seni.
İğrençleşme Helen!
Atakan çıkarken ben tekrar mutfağa dönüp iki büyük tabağa koyulmuş patates kızartmalarını sofraya götürdüm. Hava güzel olduğu için yere kilimleri serip sofrayı balkona kurmuştuk.
Saat daha çok erken olduğu için balonlar inmemişti, güzel bi' görüntüye sahipti.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Helen, hadi hazırlan sen. Onların karşısına bunlarla çıkmayacaksın değil mi?"
Üstüme göz gezdirip yüzümü buruşturdum. "Haklısın Ahsen abla. Gidiyorum ben." Yanağına öpücük kondurup odama gittim. Üstüm kızartma kokuyordu ve terlemiştim. Kısa bir duşun ardından dolabın karşısına geçtim. Günlük elbise giysem çok abartı olur mu ki? Ama tunikle çıksam da çok basit kaçardı galiba.
Siyah, üzerinde sarı küçük çiçekleri olan, belden kuşaklı elbisemi aldım. Çok abartı değildi. Üzerine eşarp yerine siyah işlemeleri sarı şifon yemeniyi geçirdim. Olmuştu bence.
Sofraya gidip bakarken sokağın başından giren arabayı gördüm. "Geldiler." Allah'ım sen yardım et.
Kapıya doğru giderken çoktan gelmiş olduklarını düşündüm. Babam kapıyı açarken kafamı eğip girenlere baktım. "Selamün aleyküm." İlk önce biraz beyazları olan siyah saçlı, siyah gözlü bir adam girdi. Tam aile babası tipi vardı ama adamda. Hafif çıkıntılı göbeği vardı ama kilolu değildi. Atakan'ın yaşlılığı karşımda duruyordu galiba. Aşırı benziyorlardı.
Arkasından masmavi gözleri, sapsarı saçları olan bir kadın girdi. Kaşları, kirpikleri, saçları hepsi civciv sarısıydı.
E bu kadın çok gençti. Alya mı bu kadın mı deseler kesinlikle annesini derdim.
Kadın bana sıkıca sarılırken ben de kollarımı beline sardım. "Merhaba, Helen'di. Yanlışmıyorsam."
"Anne, yanılmıyorsam olacaktı." Ne zaman yanımıza geldiğini bilmediğim Alya annesini düzeltirken sarılmıştı. "Aman her yerde."
"Anne, her yerde değil, her neyse." Kızının koluna vururken yalandan kaşlarını çattı.
"Sohbeti kahvaltıdayken yaparız, buyurun balkona geçelim." Kapının önünde durmayı bırakıp balkona giderlerken en arkadaki Atakan'ın sırtına dokundum yavaşça. Tuhaf bir şekilde deli gibi utanıyordum.
Bana dönerken yüzünde tatlı bi' gülümseme vardı. "Şey, annenle babanın ismi ne?"
"Babam Kemal, annem Nora. Annem Türkçeyi biraz yanlış konuşur. Çok takılma."
"Pekâlâ sağol, hadi biz de geçelim." Önden giderken arkamdan derince bir iç çekiş duydum. "Hayırlısıyla şu nikah bir kıyılsaydı."
Gülümsedim.
O balkona geçerken ben mutfağa, kızların yanına geçtim. Balkona açılan iki kapı vardı, biri oturma odasından diğeri mutfaktandı.
"Helen, şimdi siz nikahlanacaksınız ya. Peki, evlenme teklifi etmeyecek mi?"
Omuz silktim. "Küçükken sürekli hayalini kurardık tamam ama şuan zaten sevdiğim insanlayım. Çok da önemli değil."
"Hadi kalkın biz de balkona geçelim."
Onlar çoktan kahvaltıya başlamışken, boş olan yere oturmadan önce gözlerimi sofrada gezdirdim. Eksik bir şey gözükmüyordu. Nora hanım ile Alya'nın arasına oturdum.
"Nasılsın kızım?" Karşımda kalan Atakan'ın yanındaki babasından gelmişti soru. "İyiyim efendim, siz nasılsınız?"
Gülümsedi. "Çok şükür, amca diyebilirsin veya direkt baba de gitsin." Bedenim gerilirken onun gülmesiyle ben de güldüm. Şaka yapıyor gibiydi zaten.
O an Ali ve Emre'nin burada olmadığını farkettim. Yanımdaki Alya'ya sorarken kulağıma yaklaştı. "Onlar yarın gelecekmiş." Başımı salladım. Yarın Rumeysa Isparta'ya dönüyordu, maalesef.
"Dini nikahtan sonra resmi nikahı uzatmak doğru olmaz. Siz de uygun görürseniz, en kısa zaman da onu da yapalım. Hayırlı işler uzatmaya gelmez."
Tamam uzatmaya gelmez de arkamızdan atlı da kovalamıyor be babacığım. Ayrıca düne kadar sen bu işe karşı değil miydin?
"Ömer amca, eğer iznin olursa ben Helen'i anannemlerin yanına götürmek istiyorum. Zaten resmi nikah için hemen gün bulamayız. Dönünce de resmi nikahı kıyarız. Uygun görürseniz."
NE? İmam nerede hemen getirin. Hemen gidelim n'olur?
Babam ne tepki verdi bilmiyorum ama gülümsemesiyle onayladığı belliydi. Allah'ım... Sana şükürler olsun. Küçükken hep imkansızı hayalini kurduğumu düşünürdüm. Kocam Norveçli çıkmasın mı? Oh oh yandan yandan.
"Nikahtan sonra düğün Eskişehir'de mi olacak?" Soru Nora hanımdan gelmişti.
"Orada çok akrabanız yoksa burada da olabilir. Atakan oğlum, ne der?" Annemin istekli cümlesiyle uyarmak ister gibi ona baktım.
"Helen, nasıl isterse, ben ona uyarım. Bana farketmez." İçimden koskoca bir 'yaaaaaaaaa' çekerken yüzümdeki gülümsemeyle ona baktım. İzlendiğini farketmiş olmalı ki o da bana baktı.
Yanaklarım pembeleşirken teşekkür etmek ister gibi, bakıp gülümsedim.
Eline çayını alıp gülümserken sağ gözünü kırptı.
Ve ben bu adama bir kez daha düştüm.
☕
💃💃
Helenciğim biz o adama 82728272 kere düştük.
232 bildirim diyor ağağğağa bakamadım. Onlara bakacağım hemen.