스물 • Life is still going on

348 59 140
                                        

Yirminci Bölüm
Hayat Devam Ediyor

Yirminci Bölüm Hayat Devam Ediyor

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Haechan'ın Ağzından

Tarih, 4 Temmuz 2010.

Bir ay önce tam olarak on yaşıma bastım. Babamın bir kez daha doğum günüme gelmemiş olmasıyla beraber, bir yaş günümü daha annemin elleri arasında kurban olarak geçirdim.

Oysa annem bile babamın bize, en azında bana, süpriz yaparak geleceğini sanmıştı. Bu tahminiyle hiç olmadığı kadar güzel giyinmiş, günler sonra ilk defa banyo yapmama da izin vermişti. Tabi ondan sonra benimle özel olarak ilgilenmek zorundaydı. Açtığı yaraları kapamak, kendi eliyle sanat eserine dönüştürdüğü morlukları kapatmalıydı.

Kapamıştı da. Tüm yaralarımı örtmüş, babamın vücudumu görmesiyle söyleyeceği yalanları çoktan hesap etmişti. Ama gerek kalmamıştı.

Gelmedi. Babam bir kez daha, işinden vazgeçip, beni kurtarmaya gelemedi. Çok istedi ancak bırakıp gelirse kovulurdu. Biliyorum. Bu yüzden saat sekizi geçtiği anda büyük, hemde çok büyük bir dayağa kendimi hazırlamıştım.

Vücudum deneme tahtasıydı benim ve annem, bana daima canavar diye seslenirdi. Ayrıca bazı değişik oyunlara sahipti. Evde baş başayken elinde taşıdığı metal sopaya bazen çiviler takar, bazen ise o sopayı ısıtırdı. Amacı, sırtıma art arda vurduktan sonra çivi izlerinin bir resime dönüşüp dönüşmeyeceğiydi. Bu yüzden her beş dakika bir durur, sırtıma bakarak kahkaha krizine girerdi.

"Bak Donghyuck." derdi bana, ellerini sevinçle çırparken. "Bu sefer sırtında bir martı oluşmuş. Hatta gözleri aynı onlar gibi, kan kırmızısı."

Kaburgalarımın kırıldığını bilirdim. Sonuçta, çatlak ile kırığın arasında büyük bir fark olurdu. Çatlak, acısını geç fark ettirir, nefes almanı zorlaştırırdı. Kırık ise anında ciğerlerine batar, kan kustururdu.

Sanırım şimdi de sağ kaburgamı kırmıştı.

"Senin yüzünden." diyerek uzun dakikalarının ardından bacaklarıma bir tekme savurdu annem. "Ona demiştim. Seni doğurmamam gerektiğini söylemiştim."

Gözlerimde büyük bir kütle ve yangın vardı. Göz bebeğimin tam içinde dikenli teller sarılıydı ve gözlerimi açmasam bile canımı yakıyorlardı. Burnumdan nefes alamıyordum. Sol tarafım tamamıyla kan toplamış, mikrop dolu olan bodrumun zehirli havasını bile soluyamayacak bir hale gelmiştim.

"Özür dilerim." dedim ince, mahvolmuş kirli sesimle. "Doğmamalıydım."

"Bende dedim ona." diyerek elindeki sopayı sağ ayak bileğime salladı annem. Tüm bedenime aşağıdan yukarı elektrik yayılırken çığlık attım. Ama sesim çıkmadı. Çünkü sesim yoktu.

Viraha | HaechanBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin