Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
❝Kemikler kaynar, fakat pişmanlık ömrünün sonuna kadar yanındadır.❞
- Rüzgarın Adı / Patrick Rothfuss
☯
Rüyamda beyaz bir gül vardı.
Beyaz gökyüzü ile bütünleşen siyah okyanusun içinde açmış, öylece parıldayan, kulağına şarkılar söyleyen beyaz bir gül... Kara okyanusun esir aldığı bir gövdeye ve yapraklara sahipti. Ama kendisi en saf şiirdi. Karanlığa meydan okuyan, beyaz gökyüzüne ulaşmaya çalışan güçlü bir zihindi. Onu isteyen bencil eller tarafından katledildi. O eller benimdi.
Ben gitmiştim o gülün yanına. Bana şarkılar söyleyerek yalvaran beyazlığa, aşkımı anlatmıştım defalarca. Kanmıştı. Daha çok parıldamıştı. Karanlık onu dibe çekmeye çalışmıştı, ancak dayanmıştı. Ben onu koparana kadar karanlığa karşı koymuştu.
Ellerim beyaz yapraklarında gezindi. Şarkılar hüzne dönüştü. O her şeyi anladı ama yine de umudu bırakmadı. Ben bıraktım. Hem umudu, hem onu. Karanlık okyanusa nefret kusarak ellerimden bıraktım. Terk ettim. Hem kalbimi, hem onu. Ruhuma sardığı dikenler batmadan, ben uyandım.
Gecenin dördünde bir kez daha ayaktaydım. Ortalık hala geceye mahkum olsa da aylardır uyku istemeyen zihnim, kabuslara ev sahipliği yapıyor ve yatağımın altında ki canavarları çıkarıyordu gün yüzüne.
Bedenimin kontrolüne ele alamasam bile zorlukta kalktım ayağa bir kez daha. Otelin camlarına yansıyan sonsuz ışık kümeleri gözlerime yansıyor, bana yakışmıyordu. Sonuçta gözaltları mosmor, vücudu böbreğinin kurbanı olan birine dünyanın eğlenceli ışıkları üzerinde iyi durmazdı. Yaşamak isteyen onlarca insanın gökyüzüne yansıttığı hevesleri, ölmek isteyen birinde hoş olmazdı. Onlar yaşamın ışıltılarıydı, geceyi bile gündüze çeviren. Onlar hayatın şifresinin çözmüş, acıları olsa bile bir başına alt edecek kadar güçlü olanlardı. Benim gibi her gece kollarını tırnakları ile çizen, saplanana kadar dudaklarını ısıran ve kafasına yumruklar atan değildi. Ben ölüme sığınan kızdım. Şimdi söylesenize nasıl yaşayabilirdim ?
Üşümesem bile bir battaniyenin altına girdim. Belki olur ya, o ısıtırdı buz tutmuş kalbimi. Belki sıcak elleri arayan aciz parmaklarım çaresini battaniye ile bulur ve sıcak bir ateşle kavrulurdu.
Çok acımasızdı duygular. İnsan bedenine ağırdı bir kere. Hele geçmişleri, ayaklarına jilet atan çocuklar için kaldıramayacak kadar yoğun ve iştahlıydı. Bu yüzden uyuyamıyordum ya zaten. O kabusları bir kez daha gerçekle kıyaslayarak, çıkacak gücü bulamayabilirim diye. Zihnim ölümümü engelliyordu. Ben ölmek istiyordum.
''İlaçlarını almanı beklerdim.'' demişti Hera ablam, gelen güneşe siyah perdelerimi çekmişken. Gündüzü görmek istemiyordum, gecelere alışmıştım bile.