Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
𖥸
Doğum günleri çok saçmaydı.
İnsanlar hayatlarından nefret eder, ölmeyi daha yakın bulurken aynı zamanda takvimlerinde doğum günlerini sayarlardı. Ne olursa olsun küçük bir heyecan ve çocuksu duyguyla beklerdi o pastayı. Pasta yerine ise bazen doğum günü dileğini.
Bana saçma gelirdi çünkü ilkokula gidene kadar doğum günlerini sadece pasta kesmek olarak bilirdim. Benim için doğum günü buydu işte. Akşam yemeğinden sonra tabaklara konulup önüme gelecek ekstra bir tatlıydı sadece. Dilek olmazdı. Mum olmazdı. Gizlice o günü unutma numaraları olmazdı.
Doğum günlerini saçma bulurdum çünkü ben ilkokulda doğum günlerinin mutlu bir gün olduğunu öğrenmiştim. Aile ve arkadaşlarının senin doğduğun için mutlu ve minnet duyduğunu görmüştüm. Doğum günleri işte o zaman saçmalığa dönmüştü benim için.
Kardeşlerimden ayrı kalmayayım diye pasta alındığını fark etmiştim çünkü ben. Sabahları kalktığımda kimseden iyi bir dilek ve kutlama almadığımı hatırlamıştım. Oysa ben o zamana kadar ne olursa olsun ailemin beni sevdiğini ve doğum günümde bile bana pasta aldıkları için şükrederdim. Bununla mutlu olur, kavgalardan sonra abartma derdim içten içe.
Doğum günleri benim için nasıl saçmalığa döndüyse, o günden sonra aileminde benim için yaptığı fazladan bir bütçe de kalkmıştı böylece. Sırtımda kendi boyutumda bir çantayla eve dönüp ağlarken bir daha doğum günü kutlamak istemediğimi söylemiştim ve ailemin gözlerinde ilk kez minnet ifadesi görmüştüm.
Ah ne kadar da zavallıca.
Gerindim ve son dans partında vücudumu iyi kontrol edebilmek için tüm bedenimi ısıttım. Az sonra sıranın bize geleceğini ve bunun bizim son şansımız olduğunu aklımın köşesine yazarak dikkat kestim tüm hareketlerimi.
"Herkesin bedeni stresten kasılırken sen stresten güç alıyorsun." dedi Eunbi. İlk kez bu kadar heyecanlı ve aynı zamanda karamsardı.
Kaşlarım çatılmış ona bakarken hiçbir şey anlamamıştım dediğinden. Bunu fark ederekte oturduğu yerden eliyle bacaklarımı işaret etmişti. "Heyecan, adrenalin, korku ve stres ilk önce el parmaklarını sonra dizleri titretir. Herkes dizlerini ve ellerini sabit tutmak için güç kondisyonları çalışıyor ama sen sadece bedenini ısıtıyorsun. Çünkü ne dizlerin titriyor, ne de ellerinden kan çekiliyor."
Aynaya baktım. Dizlerimin sopa gibi sabit ve sert olmasını izledim. Sonra ise arkamda şınav ve kum torbasını yumruklayan kızları gördüm.