Bölüm Bir
"Yalan Söylüyorsunuz"
Harry oturduğu sandalye de gergince kıpırdandı, zihni düşüncelerle bulanmıştı neler olduğunu anlayamıyordu. Haziranın ilk haftasında onu alacaklarını öğrenince -ki bu okulun son haftası olmuştu- en azından bir yazının güzel gideceğini düşünerek havalara uçmuştu.
Geri dönmeyecek olduğu söylendiğinde sezmişti bir şeylerin olacağını zaten Harry Potter'ın hayatında ne düzgün ilerlerdi ki? Ama yine de iyiye yormak istiyordu belki de -çok düşük bir ihtimal- Sirius ve babasının kan kardeşi olduğu gibi çok çok düşük ve uçuk ihtimaller. Siyah saçları yatakta dönüp durduğu oldukça hararetli bir kabus gecesinin ardından daha da kabarmıştı, ne kadar uğraşırsa uğraşsın bir türlü düzelmemişlerdi. Geldiği bir hafta boyunca kimse ona neler olduğunu söyleyemiyor tek dedikleri Dumbledore'u beklemeleri gerektiğiydi. Masanın başına yakın bir yere Mrs. Weasley tarafından oturtulmuştu. Bu bile oldukça korkutucuydu. Parmakları Dudley'e ait olan kırmızı kapşonlu kazağından çıkarıp eski ahşap sandalyeyi kavradı gerginliğin onu ele geçirmemesi için bu şarttı. Parmak boğumları bembeyaz olana kadar sandalyenin kenarlarını sıktı.
Hiç sohbete katılamıyordu ve sadece kafa sallayarak yalandan gülümsüyordu. İnsanların sesleri ona ulaşmıyordu ama eh kimse bunu fark edemiyordu, hayal kırıklığını içine bastırdı en azından Sirius'un fark etmesini isterdi. Ama adam ikizlere bir çapulcu anısı anlatmakla meşguldü. Harry vaftiz babası hakkında ne düşünmesi gerektiğini pek bilmiyordu adam dramatikti -dramatik olmakta sorun yoktu tabii- sorun adamın sadece anılarda yaşamasıydı. Harry ona kızmaması gerektiğini biliyordu göğsünde şefkat ve suçluluk yandı. Harry kimdi ki onu eleştirsin?
Sadece... James aralarında bir gölgeydi ve Harry bir vaftiz babadan beklentilerini düşürmesi gerekiyordu.
Kimse bir şey bilmeden toplanmıştı ve Hermione'ye göre çocukların burada olması Harry'i de ilgilendiriyordu ama Harry bu ihtimali duymamak için ona dönüp bakmamaya özen gösteriyordu. Kabarık saçlı kız her baktığında onu inceliyordu evet Harry onu seviyordu ama sürekli ölçülüp biçilmekte pek bakım anlayışıyla aynı değildi. Hermione ve Ron'un onu sakinleştirme çabalarından dolayı minnettardı keşke en azından biraz işe yarasaydı çok iyi olurdu. Dur durak bilmez didişmeleri dışında pek bir yardımları yoktu.
İçeri giren müdür ve ardından gelen kişiyle etrafta dağılmış masaya gelmeyen birkaç kişide sandalyelerine yerleşti. Dumbledore Harry'ye gülümseyince Harry'de ona gülümsedi, adamın sükuneti bazen korkutucu olsa da bu adama karşı saygısı ve minneti bitmiyordu.
Müdür beyin peşinde yürüyüp Harry'nin karşısındaki sandalyeye yerleşen zindan yarasası Severus Snape bugün oldukça sinirli duruyordu. Adam soluk çenesindeki kaslar dışarı fırlayıp kopacakmış gibi sıkıyordu. Dumbledore'a bakarken özellikle sinirliydi. Harry o an masada tek sevmediği isimin o olduğunu tekrar hatırladı.
Severus ona bakınca bir saniye de olsa tuhaf bir merakla bakmıştı. Bu etrafındaki yetişkinlerin içlerinden Harry'e söyleyeceği sözleri tartarken takındıkları ifadeyi oldukça andırıyordu.
'Hermione haklı olmalı yoksa asla bana böyle bir bakış atmazdı.'
Dumbledore konuşmaya başlayınca Harry pür dikkat ona döndü. Kulaklarını suyun ardından kurtarıp düzgün bir şekilde dinlemeye çabaladı.
"Bugün burada sadece ana yoldaşlık kadrosu var Hagrid, Profesör Mcgonagall, Profesör Snape, Moody, Weasley'ler ve evin sahipleri."
Ana kadro ise ne olacağını anlamamış vaziyetteydi. Gerçi içlerinde bir ana kadro olduğunun farkında bile değillerdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Point De Rupture
Fiksyen Peminat|HP & Severitus Fanfic| [DÜZENLEMEYE ALINDI] "Hayır Dumbledore bu şekilde değil onları koruyamam anlıyor musun?!" ***Point De Rupture: Fransızca 'Kırılma Noktası' demektir. 2024 Temmuz'a Kadar Askıda -Tek tük bölümler gelebilir-
