talha'dan..
ablama bakıp kıkırdadım.. erik reçelini öyle bir yiyordu ki eniştemle bizim bile canımız istemişti.
ablam kavanozun dibini sıyırırken eniştemle birbirimize baktık şaşkınlıkla. ciddi ciddi bir koca kavanoz erik reçelini bitirmişti.
"Ne yaa! niye birbirinize öyle bakıyorsunuz ağlıcam ha."
Bera abinin gülmesiyle bende kendimi tutamadımm.
"Bak gülüyorsunuz bir de."
"daha iyi misin abla.. yani iyi olman gerekiyor çünkü bir kavanoz erik reçelini bitirdin."
ablam ağzındaki kaşığı eline alıp bana doğru sallayarak konuştu" oğlum bak seni döverimm. Çıldırtma beni. altı üstü bir kavanozcuk. ne abarttınız ha."
"bir kavanozCUK?"
Bera abinin böyle demesiyle kendimi yerlere atmıştım.
"Of Bera ya! Talha! Küstüm hıh."
Bera abi ablamın yanına geçerken bende çalan kapıya koşmuştum.
kapıyı açtığımda karşımda ablamın arkadaşı ipek'i görmeyi beklemiyordum.
"Hoşgeldin."
başını sallayıp içeri geçmişti.
"Eylül nerde?"
"İçerde.."
"Ona erik reçeli getirdim. dün çok aşermiş."
"Şeyy.. ımm. Ben getirmiştim aslında."
kaşlarını çatmıştı. ne dedim ki ben ya?
"Yanlış bir şey mi dedim?"
"Hiç."
başını iki yana sallayıp yanımdan geçip oturma odasına geçmişti.
bende hemen arkasından kapıyı kapatıp yanına geçmiştim.
bana hâlâ pek iyi bakmıyordu. hayır ortada bir şeyde yoktu.
tuhaf. tuhaf bir kızdı bu ipek.
..
ablam istedi diye, eniştemle mutfağa girip patates köfte yapıyorduk. evet biz yapıyorduk. ne kadar beceriyorduk orası muammaydı.
elimdeki köfteyi enişteme göstermemle kahkaha atmıştı.
"Talha o ne öyle? Kafam kadar oğlum o köfte. Biraz küçük yap. ablan bunu görse dilinden kurtulamayız."
eniştem haklıydı. gülerek, elimdeki köfteyi küçülttüm. nerden bileyim ilk kez yapıyordum böyle şeyler.
"Beraaa! bana bir bakar mısın erik gözlümm?"
ablamın, bera abimi çağırması üzerine bende kabuğu soyulmuş olan patateslere geçmiştimm. en azından bunları doğrayabilirdim. yani sanırımm.
"kolay gelsi- Talha o ne öyle?"
"ah!"
e-elim!
"Elim!"
"Elini mi kestin??"
ipek'in yanıma gelmesini umursamadan elimi suya tuttum.
"bakayım Talha. çok mu kestin?"
"boşver."
"gıcıksınn."
"Ha?"
başımı iki yana sallayıp elime bir peçete aldım. Kesilen parmağıma sardım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
kahverengi
SpiritualitéSaate baktığımda ders çoktan bitmişti, Akel'e dışarı çıkacağımı söyleyip derslikten çıkmıştım. Fakültenin bahçesine çıkmadan önce kantine doğru yürüyüp bir kahve aldım ve ilerledim. O sırada hahverengi başörtülü bir öğrenci kitabını düşürmüş ama fa...
