"Birazcık kafanı kaldır... Aynen öyle. Mükemmel, kal öyle."
Elimde tuttuğum mor glossu yüzüme biraz daha yaklaştırdığımda flaşlar patladı. Dört bir yandaki kameralar beni farklı açılardan çektiler.
"Bir de farklı bir poz..." Kendi içimden geldiği gibi ufak pozlar verdim. "Evet! Muhteşem. Bu son... Tamamdır."
Hızlı adımlarla bilgisayarın yanına gidip resimlerime baktım. Hoşuma gitmişti. Farklı bir havası vardı.
"Tamam biz bu fotoğrafları hesaba ve siteye yükleriz düzenledikten sonra."
"Yeni ürünün tasarımı ne durumda?"
"Bitmek üzere diyebilirim."
"Süper!" dedim ellerimi çırparken. "Başka bir şey yoksa üstümü değiştirip gidiyorum ben?"
"Yok, gidebilirsin." Herkese el sallayıp üstüme değiştirmek adına soyunma odasına girdim. Üstümdeki elbiseden kurtulup rahat eşofman altı ve tişörtümü giydim. Montumu ve telefonumu da aldıktan sonra binadan çıktım.
Florence By Mills. Benim kozmetik markam. Birkaç ay önce kurmaya karar vermiştim ve Tom bana oldukça yardım etmişti. Şu an oldukça fazla satılıyordu dünya çapında. Evet! Uluslararası! Bunu da Tom sayesinde yapmıştım. Tanrım o olmasa ne yapardım acaba?...
Hayatımdaki her şey düzene girmişti. Annem, abim ve ablamla konuşmaya başlamıştım. Psikolojik tedavi görmüştüm. Kabuslar ve panik ataklar yoktu artık. Her yerde babamın yüzünü görmüyordum.
Baba sorunlarımı aşmıştım.
Binadan çıkınca beni bekleyen büyük siyah arabaya yürüdüm oyalanmadan. Yüzüme yerleşen istemsiz gülümseme ile arabayı açıp girdim.
"Selam!"
Tom da bana mükemmel gülüşünü bahşetti. "Aman Tanrım selam Rapunzel!"
Kollarımı boynuna dolayıp sarıldım sıkı sıkı. Neredeyse sabahtan beri buradaydım ve onu çok özlemiştim.
"Nasıl geçti? Ne yaptın?" dedi geri çekilirken. Gülünce daha da belli olan yanağını öptüm.
"Oldukça uzun bir çekim ve ürün tasarımı yaptım. Yorucuydu."
"Sen iş kadını mı oldun sen?" dedi parmağıyla bebekmişim gibi hareketler yaparak. Güldüm ve eline vurdum.
"Oldum sayende."
İki parmağı arasında burnumu sıktı ve geri çekildi. Arabayı çalıştırır çalıştırmaz yola koyuldu.
Bugün aile pikniği yapacaktık hiç bilinmeyen bir yerde -Tom'un söylediğine göre hiç bilinmeyen bir yer-.
Herkes gitmişti, sadece Tom ve ben, benim işim yüzümden gecikmiştik. Bunun için birazcık üzülsem de gidebildiğimiz için mutluydum en azından.
Gözlerimi yoldan ayırıp yanımdaki yakışıklı adama baktım. Camın ufak bir kesiminin açık olması, rüzgarla saçlarının geriye uçuşmasına sebep oluyordu. Her araba kullandığında olduğu gibi kaşlarını çatmıştı, yüz kasları gerilmişti.
"Hey."
Sesimi duyar duymaz yüzü yumuşadı ve bana baktı şapşal bir suratla. "Ne oldu güzelim?"
Gülümsedim. "Çok yakışıklısın."
Yüzüne yerleştirdiği muzip gülümsemeyle yola baktı. Bu gülümsemeyi biliyordum. Kendimi öveceğim, hiç mütevazi olamam gülümsemesi.
"Ah, biliyorum biliyorum. Masallardaki prensler gibiyim. Hatta onlardan daha iyiyim. Prensesler beni görseler sevgililerini bırakıp üstüme atlarlar."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
daddy issues | tom holland
Narrativa generale''seni seviyorum ufaklık.'' yas farki icerir!!! OKUMASANIZ OLUR MU COK CRINGE
