Sonunda bu dersin de bitmesiyle derin bir nefes almıştım sırf lilith'i bulmak için şu aptal derslere girmek zorunda olduğuma inanmıyordum gerçekten. Bu derslerin tek bi güzel noktası vardı, o da jungkook'tu. Evet, sonunda bu ders öğrenebilmiştim adını.
"Şey merhaba"
Duyduğum sesle kafamı kaldırdığımda hemen önümde tanımadığım ama bizim sınıftan olduğunu bildiğim bir kız vardı.
Hiç tepki vermeden oldukça soğuk ve
Sert bi tavırla "merhaba?" Dediğimde
Kız sanki ona hiç soğuk yapmamışım gibi kocaman gülümseyerek önümdeki boş sıraya oturup " adım jia yeni geldiğiniz için ortama alışmakta zorluk yaşayabileceğinizi düşündüm. Eğer isterseniz size okulu gezdirebilir, alışmanızda yardımcı olabilirim" dediğinde histerik bir şekilde gülümsemiştim.
Ne yapmaya çalıştığı belliydi. Konuşurken sürekli bana bakarak konuşması ve cilve yapması amacını oldukça belli etmişti.
Ama tüm bunların dışında, adının jia olduğunu öğrendiğim kız yanıma geldiğinden beri etrafımda hissettiğim sinirli bir aura vardı.
Başımı çevirip baktığımda jungkook'u gördüm. Çatık kaşları, kasılan çenesi ve yumruk yaptığı elleriyle oldukça sinirli gözüküyordu. Neye bu kadar sinirlenmiş olabileceğini düşünürken, tüm dikkatinin önümdeki kız da olduğunu fark ettiğimde jeton düşmüştü. Ve yanılmıyorsam eğer kıskanmıştı.
Ama emin olamadığım bir şey vardı. Jungkook beni mi ondan Kıskanıyordu, yoksa onu mu benden Kıskanıyordu bilmiyordum. sonuçta beni daha bugün görmüştü ve tanımıyordu bile.
Bir insan daha önce görmediği, tanımadığı birini kıskanabilir miydi?
Kıza hala bir cevap vermediğimi fark ettiğimde ona dönüp aynı sert ifademle konuşmuştum.
"1. sana adını sorduğumuzu hatırlamıyorum
2. Okulu gezdirecek birine ihtiyaç duysaydık eğer, emin ol bu kişi sen olmazdın."
Yoongiye kalkması için işaret verdiğimde benimle beraber kalkmış, sınıfın çıkışına doğru yürümüştü.
Tam sınıftan çıkacakken hissettiğim o güzel aura'yla hemen jungkook'a dönmüştüm.
Ellerini çenesine yaslamış bana bakarak tatlı tatlı gülümsüyordu ve ben bakınca hemen kaçırmıştı bakışlarını sanırım kızı terslemem hoşuna gitmişti. Gülümseyerek kafamı sağa sola sallayıp çıkmıştım sınıftan.
İlk günden ona bu kadar çabuk alışmam tuhaftı. Sanki onu uzun zamandır tanıyormuşum gibi bir his vardı içimde. Bunu açıklayamıyordum ve açıklayamadığım bir diğer şey de, jungkook'un aura'larını nasıl hissettiğimdi.
Normalde bir insanın aura'sını hissedemezdim. Çünkü onların genetik yapısıyla bizim yapımız bir değildi.
Ben sadece genetiği benimle aynı olan kişilerin aura'larını hissebilirdim ve işte bu da beni ufak bir şüpheye düşürüyordu.
"Şimdi nereye bakıyoruz"
Yoonginin sesiyle kendime geldiğimde
"Ben üst katlara, kütüphaneye ve müzik odalarına bakayım. Sende alt katlara, resim odalarına, yüzme havuzuna falan bak" demiştim.
Beni başıyla onaylayıp merdivenlerden aşağıya indiğinde bende yukarıya çıkmış önce üst kattaki sınıflara, müzik odalarına falan bakmış en son kütüphaneye girmiştim.
Keskin lazer gözlerimle etrafı tarayıp, kimseye bir şey belli etmeden yanlarından geçmiş, uzun uzun sıralı kitap raflarının yanlarından geçerek hızlı bir tarama yapmaya başlamıştım.
Son rafa geldiğimde, gördüğüm beden beni duraksatmıştı.
Jungkook parmak uçlarında kalkmış en üst rafa elini uzatarak istediği kitaba yetişmeye çalışıyordu. Gerçekten çok tatlıydı. O kitabı almak için çabalamaya çalışması ve alamayınca sinirlenip dudaklarını büzerek oflaması, kesinlikle görülmeye değer bi manzaraydı.
Bu bana yoongi'nin izleyip de anlatmalara doyamadığı o dizlerde ki, klişe bir sahneyi hatırlatmıştı.
Ve ben de daha fazla izlemeye dayanamamış, nefeslerimi ensesinde hissedebilecek kadar dibine girip, almak istediği o kitabı almıştım.
Bunu yaparken bedeninin titrediği, gözlerinin bir kaç saniyeliğine de olsa kapandığını görmüştüm.
Gülümseyerek aramıza çok mesafe koymadan geri çekildiğimde, derin bir nefes alıp yavaşça bana dönmüştü.
Büyülenmiş gibiydim. İlk defa jungkook'la bu kadar yakınlaşmıştım ve bu durum kalp atışlarımı hızlandırmış, nefesimi kesmişti.
O koca bambi gözleriyle gözlerimin içine bakarken, gözlerindeki yıldızları bu kadar yakından net bir şekilde görmek, benim için paha biçilemez bir şeydi.
Gözleri yüzümün her bir yerinde gezinmiş dudaklarımda biraz oyalanarak hemen gözlerime geri çıkmıştı.
Gülümseyerek elimde ki kitabı ona uzatıp "Bunu istiyordun sanırım" demiştim.
O da önce elimdeki kitaba, sonra tekrar bana bakıp ufak bir tebessümle
"şey, evet. Teşekkür ederim." diyip kitabı uzanarak aldığında, ellerinin ellerime değmesiyle, ikimizinde bedeni gözle görülecek bir şekilde titremiş ve biz daha ne olduğunu anlamadan birbirimize çekilerek dudaklarımızı kavuşturmuştuk.
◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇
Wow wow oww
Valla bebişlerim ne yalan söyleyeyim bu öpüşmeyi bende beklemiyordum
Ne olduysa bir anda oldu 🤷♀️
Ruh eşi çekim yasası 1: Ruh eşlerinin birbirini bulmasıyla bir anda hisleri uyanır ve iç güdüleri ortaya çıkar.
Ruh eşi çekim yasası 2: Ruh eşleri birbirlerine ilk kez dokunuyorsa eğer bedenleri ufak bir titreme yaşar ve engel olamadıkları bir iç güdüyle birbirlerine çekilirler.
Yeni yasa çıkardım resmen amk.
Neysee diğer maddeler olursa eğer, onları da bölüm altlarına yazmaya devam ederim
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Contingency (Taekook)
Fanfictionkaçak kardeşini bulmak için arkadaşıyla dünyaya gitmek zorunda kalan taehyung, hiç tahmin edemeyeceği bir durumla karşı karşıya kalır.
