Bölüm 15

136 13 0
                                        

-1 hafta sonra-

Uranüs gezegeninden döndüğümüzden bu yana, jungkook'la daha da yakınlaşmıştık. Artık en ufak bir iltifatımda utanıp kaçmıyor, aksine bana karşılık veriyordu. Ve bu benim çok hoşuma gidiyordu.

Bu bir hafta da jungkook, jimin, ben ve yoongi. Her gün buluşup beraber vakit geçirmiş, birbirimizi daha yakından tanışmıştık.

Hatta en önemlisi lilith'i bulmuştuk.
Evet, jungkook'un lost finder cihazı sayesinde iki dakikada bulmuştuk lilith'in yerini. Kendisi şuan busandaydı ve gördüğümüz kadarıyla da arkadaş edinmiş, onlarla eğleniyordu.

O an Yoongi 'hadi hemen gidip getirelim şu cadıyı' dese de, ona engel olmuş. 'Bırakalım biraz daha orada kalsın ve eğlensin' demiştim.

Açıkçası bunu biraz da kendim için istemiştim. Çünkü burada kalıp jungkook'la biraz daha vakit geçirmek istiyordum. Henüz ondan ayrılmaya hazır değildim ve o istemediği sürece onu da kendimle beraber götüremezdim.

Hem, her şeyden önce yapmam gereken önemli bir şey vardı. jungkook'un babasıyla konuşup, onu
şu saçma evlilik vaadinden kurtararak özgür bırakacaktım.

"Taehyung?"

Jungkook'un sesiyle düşüncelerimden sıyrılmış, ona dönmüştüm.

"Efendim güzelim"

"Sen iyi misin? Biraz dalgın görünüyorsun."

Sorusuyla hafif bir tebessüm etmiş "iyiyim" diyerek cevaplamıştım onu. Ama kendisi bana inanmamış olacak ki, gözlerini devirmişti.

"Yeme beni Taehyung, hissedebiliyorum. Canını sıkan bir şeyler var? Anlatmak ister misin?"

"Dejavu yaşıyorum sanırım"

Gülerek söylediğim şeye küçük bir kahkaha atmıştı.

"Evet, bak daha öncesinde ben sana sorunlarımdan bahsetmiştim. Şimdi sıra sende. Anlat hadi."

Sıkıntılı bir nefes vermiş bakışlarımı izlemekte olduğum denizden çekerek jungkook'a çevirmiştim.

"Jungkook... biliyorsun ki yakın da lilith'i de alıp dönmem gerekecek. Malum yapmam gereken şeyler, yerine getirmem gereken sorumluluklarım var. Ve işin asıl kötü tarafı da ne biliyor musun? senden ayrılmak zorunda kalacak olmam. Jungkook, doğrusunu söylemek gerekirse seni bırakıp gitmek istemiyorum. Çünkü sana çok alıştım. Bu yüzden ne yapacağımı bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var, oda gitmeden önce senin sorununu çözmek. O yüzden bu konuda endişe etmene gerek yok. Seni özgür bırakmadan gitmeyeceğim."

"Taehyung..."

Cılız ve titrek sesini duymamla Bakışlarımı jungkook'a çevirmiştim. Dolu gözlerinden düşen bir iki tutamı görmemle oturduğum yerde bedenimi hızla jungkook'a döndürmüş, telaş içinde konuşarak yüzüne düşen gözyaşlarını parmaklarımla silmiştim.

"Güzelim? Neden ağlıyorsun?"

Burnunu çekip başını eğerek parmaklarıyla oynamaya başladığında, sağ elimi çenesine koyarak eğdiği başını hafifçe yukarı kaldırmıştım.

O an gözlerinde gördüğüm yoğun duygular ve içimde hissettiğim yoğun hisler, beni biraz karmaşaya sürüklemişti. Çünkü benim minik yıldızım Üzgündü. Neden üzgündü ki?

"Benim minik yıldızım... Gözlerinde galaksileri taşıyan parlak yıldızım. Söyle hadi bana, neden üzgünsün?"

"Taehyung ben... ben senden ayrılmak istemiyorum."

Sözleri içimde ki kötü düşünce tohumlarını söküp atmış, yerine güzel çiçekler ektirmişti.

"Jungkook?... sen ciddi misin? Gerçekten benden ayrılmak istemiyor musun?"

Dolu gözlerini gözlerime kenetleyen minik bebeğim, ellerimi tutarak cevaplamıştı beni.

"Taehyung, şu 1 hafta da anladığım bir şey varsa eğer, oda senin bana alıştığın gibi benim de sana alışmış olmam. Seninle olmak, seninle vakit geçirmek, sana sarılmak, bana sarılman, beni sahiplenmen, beni koruman, bana sürekli iltifatlar etmen. O kadar çok hoşuma gidiyor ki, kalbim her seferinde böyle yerinden çıkacakmış gibi atıyor. Her yakınlaştığımızda karnım kasılıyor ve ben sana çekilmekten kendimi alıkoyamıyorum. Koymak da istemiyorum. Taehyung ben artık geri durmak istemiyorum. Senden ayrılmak da istemiyorum. Ben sana özgürce dokunmak, özgürce yaklaşmak istiyorum."

Tüm bu sözler beni şoka sokmuş, beynimi uyuşturmuştu adeta. Evet onun hislerinin farkındaydım. Ona her yaklaştığımda hissettiği heyecanı bende hissediyordum, ama bunun o an oluşan yoğun atmosferden kaynaklı olduğunu düşünüyordum. Jungkook'un bana karşı bir şeyler hissedeceğinden emin degildim. Çünkü Beynimin bir köşesinde hep, jungkook'un sonunda bu bağı koparmak isteyebileceği düşüncesi vardı.

"Jungkook sen... Sen benden hoşlanıyor musun?

Şoktan açık kalan ağzımı kapatmış, biraz şaşkınlıkla biraz da hevesle sormuştum.

Jungkook'sa bu şaşkın surat ifadem karşısında gülümsemiş, elini yanağıma koyarak cevaplamıştı sorumu

"Senden hoşlanmıyorum,
kehribar gözlüm... Sana aşığım."

Contingency (Taekook)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin