Ramazanın son gününden selamlar 💕 Bitiremedik ama hikayeyi baya ilerlettik. Finale çok bir yolumuz kalmadı. Yine aynı hızda devam etmek niyetim.
Şimdiden bayramınızı kutlar çokça öperim 🍬
Oy verdiyseniz keyifle okuyun
...
Korkuyordum ve pek tabii kırgındım. İçim darmadağındı sanki. Sinemde biriktirdiğim onca duygunun pervazına yaslanmış birinin beni o duygu selinden kurtarmasını bekliyordum ama bunu da dile getiremiyordum. Evliliğimin ayını doldurmuş, günleri geçirmiş ama aklım o gün Gözde'nin gönderdiği çiçeklerden bir gün ötesine geçememişti. Bilmeden herkesin ki en çok Akın'ın çiçeklerden övgüyle bahsetmesi sonrasında içimde bir yaraya dönüşmüştü. Bilmiyordu ondan olduğunu ama bilmeden edilen bir iltifat daha kıymetliydi benim gözümde. Ondan geldiğini öğrendiğinde yüzünün aldığı o şekil pişmanlığın getirisiydi fakat nafileydi. Sonrasında ne ben açmıştım konuyu ne de o.
Prensesin ayaklarımın dibinde dolanarak bana sürtünmesiyle günlerimin belki de en gülümseyerek geçen anlarına tekrar kapıldım. Prensesin varlığı beni mutlu ediyordu. Saf, gerçekçi bir mutluluk. Günden güne büyüyüşüne şahitlik etmek bir anne gibi duygulandırıyordu beni.
''Acıktın mı sen?'' diye sordum ona doğru eğilip tüylerini okşayarak. ''Gel besleyelim seni.''
Onun mamasını hazırlayıp köşesine koyduğumda iştahla peşimden geldi ve yine aynı iştahla yemeğine atıldı. Ben ise kısa bir an onu izledikten sonra tekrar mutfağa döndüm.
O gün o çiçekleri bir köşeye kaldırmıştık ve üzerine kimse tek bir kelime bile etmemişti. Üzerine söylenmeyen sözlerin yankısı benim içimde daha da büyümüştü. Sussan bir dert konuşsan bin dert olan bir durumun içinde kalmıştık. Sanmıştım ki evlendiğimizde geçmiş mezarlığının ağırlığı bizim üzerimizden kalkacaktı fakat yanılmıştım. Geçmiş iki taraflı birbirine veda ettiğinde geçmişte kalıyordu. Bir taraf gidememişse senin onu silmen pek de bir şey ifade etmiyordu. Akın ile mutlu başlayan bir ilişkim ve evliliğim vardı. Bizi bize bıraktıklarında dünya yaşanılası bir yerken etrafın sesleri ve geçmişin izleri kendi dünyamızda bizi birbirimize uzak kılıyordu. İstemsizce, onun suçsuz olduğunu bilsem bile o gün içimde hissettiğim o kırgınlık ve yabancılık hissi günlerdir üzerimden kalkmıyordu. Ben Akın'ın karısıydım fakat Gözde'nin onunla ve ailesi ile geçirdikleri zaman öylesine çoktu ki aklım istemsizce beni yabancı konuma sokmuş kalbim ise bunun kırgınlığıyla kalmıştı. Ben ise sessizleşmiştim. Tıpkı annem gibi...
Annem gibi davranıyordum. Kırıldığımı söylemiyor ama kendi içimde de halledemiyordum. Kahvaltı hazırlıyordum şimdi. Tıpkı bir zamanlar annemin yaptığı gibi, ondan gördüğüm gibi. Eleştirdiğimiz, sevmediğimiz, ben böyle olmayacağım dediğimiz şeyleri zamanın ilerleyişinde onları yaparken buluyorduk kendimizi. Bizim ilk öğretmenimiz ailemizdi esasında. Temelimizi onlar oluşturuyordu. Ben anneme ne kadar kızsam da onda gördüklerimi aklım doğru gibi kabul etmişti ve ben zaman içinde ona dönüşmüştüm. Bastırılmış, olumsuz duygularını kendi içinde yaşayan bir karakter haline gelmiştim. Onların koşullarında onların verdiği tepkiler ile şimdi benim koşulumda benim verdiğim tepkiler birbirine farklı da olsa temeli aynıydı. Bir motif deseninin zaman içinde değişmesi ama başlangıcının aynı kalması gibi...
''Günaydın sevgilim.''
Bunun çözümünün de yine benim içimde olduğumu bildiğimden Akın'ın mutfağa girmesiyle birlikte günler sonra belki de zamansız bir anda ama içimde daha fazla tutmak istemediğimden yumurtayı masaya koyduktan hemen sonra cevap verdim ona. Eli belimde tam beni öpmek üzereyken ''Ben kırgınım.'' Dedim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Elzem: Leyla Gecesi
Romance"Leyla!" Günlerin yer değiştirdiği o saatlerde, gecenin en karasında, bir ruhun kilitli kalmış sokaklarındaydık. "Burada ne arıyorsun?" Başkası için kül olan bir yüreğin yeniden yanacağını düşünmezdim ona kadar. Sigaranın külünün düştüğü zeminde a...
