Tiksinme Hissi

18 2 0
                                        


Ağustos sıcakları sonbahara girmeye 15 gün kala son hızıyla insanları kavurmaya devam ediyordu. Bu kadar sıcağa alışık olmayan Deha'nın bedeni sıcaktan kızarmaya, kaşınmaya, derisinin acıdan soyulmasına sebep olmuştu. Her gece parmağında alyansla duran Atalay ise iyice onu sinirlendirip, canının yanmasına neden oluyordu.

-Kaç gündür yüzünden düşen bir parça, diye lafa girdi Atalay.

Deha'nın Atalay'a cevap veresi de Atalay'la konuşası da gelmiyordu. Sessiz kaldı sessiz kalmaya da bastırılmaya alışıktı. Yüzü tamamen iyileşmiş, abisinden yediği dayağı çoktan unutmuştu. Unutmasam ne olacak en iyisi olmamış gibi davranmak diyerek kendisini avutmuştu. Sonuçta bu abisinin ne ilk dövüşü ne de son vuruşu olacaktı. Ne kadar sevmeye başladığı adamın nişanlı olduğunu bilse de onun için endişeli gözlerini, yüzünü okşarken ki titreyen parmaklarını aklından silemiyordu. Başına ne zaman yastığa koysa dayak yediği geceden sonraki ilk karşılaşmaları geliyordu. İçten içe dayak yediğinden bile memnun gibiydi. İlk defa birisi onun kalın zırhının altındaki çürük bedeni görmüştü. İlk defa saklanmadan, korkmadan birisinin yanında gerçek olmuştu. Hayatı iyi gitmiyordu ama Atalay onun için bir umut olmuştu.

-Senin için sıkıntı olmazsa nişanlım Emine bu gece yanıma uğrayacak. Memlekete bir düğün için gideceğinden arabayla beni görmek istediğini söyledi.

Deha beklemediği haber karşısında şaşkınlıkla Atalay'a baktı. İçinden bir bu eksikti, diye geçirdi.

-Neden sorun olsun ki gelsin görsün seni elbette. Sonuçta nişanlın o senin, diye yanıtladı.

Atalay ön kapıdaki güvenlik görevlileriyle telsizle iletişime geçip Emine'nin içeriye girebileceğini söyledi. Ellerinde poşetlerle içeriye giren Emine güler yüzle önce Atalay'ın boynuna sarılıp sonra Deha'ya selam verdikten sonra koltuğa oturdu. Atalay kendisine, nişanlısına ve Deha'ya çay doldurdu. Emine elinde duran poşetlerde kurabiye ve ekler olduğunu üstüne üstlük kendi elleriyle biricik nişanlısına yaptığı keki koyduğunu söyledi. Sen benim yaptığım her şeye bayılırsın diyerek zorla elinde tuttuğu keki Atalay'a yedirmeye çalıştı. Deha'nın içinde öpüşüyormuş gibi bir tiksinme hissi oluştu. Onlardan sanki iğreniyormuş gibi bakışlarını alamıyordu.

-Gece tatlı yiyemediğini sanıyordum, diye lafa atladı.

-Normalde yemem ama benim canım nişanlım o kadar zahmet edip bana kek yapmış, diyerek ağzına kocaman bir dilim cevizli tarçınlı keki aldı.

-Böyle muhteşem bir lezzet saat kaç olursa olsun yenilmeden tabakta bırakılır mı, diye sordu.

Yerinde duramayan Emine

-Şapşal şapşal konuşmada yavaş ye yoksa boğulacaksın, diyerek eline bir dilim kek daha aldı. Deha ona uzatılan hiçbir şeye ağzını sürmedi.

Yarım saat Emine ve Atalay'ın sırnaşmasına katlanmak zorunda kaldı. En sonunda Emine Deha'nın elini sıkıp tanıştıklarına memnun olduğunu söylediğinde, Deha kadınla aynı duyguları beslemiyordu. Atalay ve Emine beraber kulübeden dışarıya çıktılar. Onları pencereden izleyen Deha ise öpüşmelerini kanlı gözleriyle kalbine bıçak saplanırcasına izledi. Atalay öpüşmesine rağmen mesafesini koruyor gibi gözüküyordu Emine ise bacağıyla Atalay'ın bacağına sürtünüyordu. Deha daha fazla dayanamayarak başını önüne eğip anında uyuya kaldı. Gözlerini açtığında çoktan gün aymaya başlamış, kuş cıvıltıları duyulmuştu. Gözlerini ovarak sersem bir şekilde etrafına baktığında elinde dergi tutan Atalay'ı gördü.

-Günaydın, diyen Atalay'ın sesi duyunca yattığı sandalyeden dikeldi.

-Ben çok özür dilerim, gerçekten uyuduğuma inanamıyorum, neden beni uyandırmadım. Ya biri beni uyurken görmüşse bu benim de senin de başını bela açabilir, dedi.

YUVAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin