Aklı Başında

12 2 0
                                        


-Ne oluyor lan, buraların hali de ne böyle? Evin için de it mi yaşıyor insan mı yaşıyor belli değil.

-Ben yaşıyorum, dedi.

Yekta güldü.

-Aferin kendini insan kategorisine koymayacak kadar tanıyorsun, diyerek Deha'nın başına çok sert olmayan şekilde vurdu.

-Bir şeyler içmek ister misin?

-Bu mikrop yuvasında bir şey içeceğime ölürüm daha iyi. Sen de ayakta dikilme de otur.

-Sen oturmayacak mısın Yekta abi?

-Beyinsiz misin sen ben kendim oturup oturmayacağıma karar veremiyor muyum? Sana ne lan ister otururum, ister ayakta dikilirim, istersem de amuda kalkarım.

-Yok Yekta abi yanlış anladın sadece misafir olduğundan nezaketen sorayım dedim. Yoksa benim ne haddime senin kararına karışmak.

-İş nasıl gidiyor? Bakıyorum da yüzdün yüzdün kuyruğuna geldin. Bir ay sonra cezan bitiyor.

-Güzel gidiyor. Arada sırada ipsiz sapsız adamlar fabrikanın etrafında dolanıyor ama Atalay'la her şeyi kontrol altında tutuyoruz.

-Şu Atalay denilen herif nasıl? Sana iyi davranıyor mu?

-İyi birisi. Bana da iyi davranıyor.

-Senin hakkındaki gerçekleri bilmiyor değil mi?

Deha başını hayır dercesine salladı. Yekta eğilerek kardeşinin gözlerinin içine sertçe baktı. Ve sert bir tokat attı.

-Sana laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Bana cevap vermeyi eşek gibi öğreneceksin. Ben seni seve seve adam etmem biliyorsun değil mi? Yöntemlerim sevgi içermiyor şansını zorlama yürüyemeyecek hale getirtirim seni, bana adam gibi cevap ver, diyerek evden çıktı.

*

Atalay o gün işe geldiğinde yüzünden düşen bin parçaydı. Uykusuz olduğu gözlerinden belli olan adamın gözaltları da şişmişti. Yüzü solgun ve bitkin gözüküyordu. Sesi zor çıkıyordu. En önemlisi ise parmağında yüzük yoktu. Deha'nın Atalay'ı görünce ilk çıkarımları bunlar oldu. İlk defa işe gelir gelmez çay demlememişti. Deha içeriye girdiği andan beri Atalay'ın mutsuzluğunu ona göstermemeye çalışarak izledi. Yerinden kalktı ve çay demledi. Çayı doldurup Atalay'ın önüne koydu.

-Ayrıldık, kelimesi zar zor çıktı ağzından. Deha bir şey demedi.

-Benim haberim yokmuş gibi davranma, seni öpmeye çalıştığını senin karşı geldiğini biliyorum.

-Kendisi mi itiraf etti sana?

Atalay öfke dolu gözlerle Deha'ya bakıp

-Sence böyle bir adiliği yapan kadın kendisi mi itiraf eder. Elbette kendisi itiraf etmedi seni elde etmeye çalıştığını, senin yüz vermediğini, karşı geldiğini, namuslu bir erkek gibi davrandığını arkadaşına anlatırken duydum.

Deha yine sessizliğe büründü.

-Neden söylemedin bana?

-Nasıl söylenir böyle bir şey bilemedim.

-Ya şans eseri duymasaydım ve o kadınla evlenseydim. Benim adıma mutlu mu olurdun? Hiç mi pişman olmazdın? Deha'nın bir yandan yanan yüreğine su dökülmüşçesine rahatlamışken, diğer yandan vicdan azabı yükü de ateşi harlıyordu. Elbette söylemesi gerekiyordu ama böyle bir olay nasıl söylenir ki, deyip kendisini anlamaya çalıştı. Sessizce özür diledikten sonra çayını minik yudumlarla yudumladı. Atalay'da Deha'ya çay içmede eşlik etti. Ve uzun süren sessizliği Atalay geceyi tamamen susturacak olan cümleyi kurdu.

YUVAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin