-30

817 72 256
                                        

Saniyelerimiz asırlara, göz yaşlarımız sönmez korlara, isyanlarımız ekolara, tesellilerimiz nutuklara dönüşmüş, bir gecede üç ruh bir olup hiç olmanın kıyısından son anda dönmüşken gözlerimi o gecenin belirsiz sabahına aralamıştım.

Üzerimde her zamanki gibi Jungkook'un bana en uzun gelen, solmuş rengi ve aşınmış baskılarıyla onu daha da yansıtan bir grup tişörtü vardı. Bacaklarımı örten altın nerede olduğunu, dahası onun hiç bedenimle buluşup buluşmadığını dahi bilmiyordum. Abisinin bizi paramparça ettiği saniyeler sonrası uzun zamandır akmamakta ısrarcı olan sıcak suyumuz teselli niyetine küvetimize akmış, yaralar tenlerimizin üzerinde öpücüklerle o ılıklaşan suda kapanırken Jungkook beni giydirip kollarında uyutmuştu dün gece.

Kollarıyla beni, en azından ben bilincime veda edene dek sardığını da, nemli saç dalgaları tenimi gıdıklarken boynuma sokulup duran bedenini de anımsıyordum. Bir şekilde biliyordum işte, gözünü dahi olabildiğince seyrek periyotlarda kırpıp çehreme daldığını, bir şeylere kendini hazırlarken benim bir kumaş parçası içindeki bedenime koca bedeniyle sığındığını, onu sıcak avuçlarıyla sardığını biliyordum.

Biliyordum çünkü dün gece yanımdan kalkıp gittiğini, benim aksime uykuya teslim olmadığını gece boyunca hissediyordum.

Bu yüzden gözümü aralayıp onun bir buçuk kişilik yatağındaki yalnızlığımla karşılaştığımda beklenti içinde değildim. Sadece şişmiş gözlerimi elimin tersiyle ovuşturup etrafa beceriksiz bir bakış atmış, aynı zamanda yerimde doğrulma çabasına girmişken küçük evimizin küçük odasında sevgilimi aramaya başlamıştım.

Ulaşılması en zor cennet olsa da, benim onu o soğuk sabahta bulmam yine de zor olmadı. Ayaktaki bedeni hemen odanın ortasında duruyor, yağmalanan evden geriye kalan tek tük şeylerden biri olan masasında bir şeye ciddiyetle bakıyordu. Benim yarı çıplaklığıma tezat bir şekilde eşlik edercesine üst bedeni çıplak, altında rastgele giydiğine emin olduğum bol bir kot vardı. Genişleyen omzunun aksine daha da incelmiş duran belinden tamamen aşağıya sarken kotun kalın kumaşı iç çamaşırının marka yazısını olduğu gibi okumama olanak sağlasa da o paçalarına dek bollaşıp bedenini örten kumaştan rahatsız gibi durmuyordu.

Ki, aynı şekilde onu üzünce süzüp yüzüne zorlu bir şekilde vardığım o yolda ben de aksini düşünmüyordum. Dalgalı saçları dün gece küvetteki ıslaklığından nasibini her nasıl oluyorsa yine en güzel şekilde almış, ensesine dek düşen dolgular onda kimsede şahit olmadığım bir mükemmelliği kanıtlıyordu. Kaşları çatık, hemen yüzünde nadiren gördüğüm siyah çerçeveli bir gözlüğü vardı ve yan profili burun kemerine yerleşmiş o çerçeveyi görmemi olabildiğince kısıtlasa dahi yüzüne ne kadar yakıştığını tahmin edebiliyordum.

Gözlerim gözlüğünün ardındaki çatılmış, odaklı bakışları, karnı üzerindeki sönük yara izleri ve kollarında istemsizce kasılmış kas kütleleri arasında gezinirken Jungkook uyanık gözlerimden habersiz uzun parmaklarının arasındaki tükenmez kalemin kapağını ağzıyla açmış, kapak hala ağzında dururken eğilip uğraştığı şeyin üzerinde birkaç karalama yapmıştı.

Kaşları yaptığı mürekkep darbelerinin getirisi olarak daha çok kasıldığı an, yerimde biraz doğrulup yatağın gıcırdamasına sebep olduğum ana tekabül ediyordu.

"Taehyung," bakışları beni bulduğu gibi yumuşamış, adım ses tonuna ondaki en sakin formda bürünmüşken elindeki kalemi masanın üzerine bırakıp birkaç adımda bana, yatağa doğru gelmişti.

"Canım, uyanmışsın."

Kafamı sallayarak onu onaylarken tamamen bana dönmüş suretinden gözlüğün ona gerçekten yakışmış olması düşüncesi tarafından boğuluyordum ki yorgun gözleri hiç uyumadığı fikrini şimşek gibi çakmıştı zihnime.

atlas | taekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin