-29

998 78 188
                                        

Jungkook'un evinde bir şekilde yaşamaya başladığımdan beridir bu kapının bir kere dahi çaldığına şahit olmamıştım.

Evimizi yıkıp döktükleri, sokağının sprey boya ile davanın takipçileri ile kirlenip durduğu olmuştu fakat bu ev bir misafirden, bir izinden, bir kapı tıklatılmasından çok çok uzaktı. Kırıldığı, vuruldu, paramparça olduğu dahi oldu bu kapının, bu duvarların fakat bizim kapımız hiç, hiç çalmadı.

Bu yüzden tahtanın üzerinde tutulan ritme bu denli şaşırmamızı da, bedenlerimizi gerginlik stres ve merakla doldurmasını da bekliyordum. Karanlığın çökmek üzere olduğu gecemize dolan o ritmik ses ikimizi de uyarırcasına kendine getirdiğinde şaşırdığım şey bu evde yaşanan bir başka olay değildi.

Şaşırdığım şey, sevdiğim olanın abisinin karşısında duruyor olmasıydı.

Aslında kendi hislerimi, ne düşündüğümü dahi bilmiyordum o an. Kapı hala açık, koridorun o kirli, bozuk loş ışığından içeriye biraz sarı tonları sızıyordu. Jungkook'un hala kapı kolunu kavramış sımsıkı parmakları, gerilmiş sırtıyla bir olduğunu gösterircesine gerginliği benim bedenime dahi işliyor, tanrı şahidim bu evde tek bir nefes sesi dahi duyulmuyordu.

Abisi, dudaklarından çıkan o son kelimeye göre bildiğim doğru buydu, tıpkı küçük kardeşi gibi ona bakarken tamamen hareketsiz, sessizdi. Dikkatimi yavaşça toplamaya başladığım o ilk saniyelerde üzerindeki siyah, kalın paltoya eşlik eden giyimi çekmişti dikkatimi. Çünkü abisi dışarıdaki soğuktan mıdır, bambaşka sebeplerden midir bilmem, tamamen simsiyah giyinmiş, saçlarını siyah bir bere, dudaklarını dahi kalın bir atkıyla örtmüştü. Kalın postalları dışarıdaki yağmur birikintilerinden nasibini almışcasına ıslaktı, deriler ve kumaşlar sadece gözlerini örtmemişti ve her ne kadar abisi olsa da Jungkook'un kapı açıldığı, o sarı loş ışık bedenine vurduğu an abisini tanımasının şaşkınlığına bürünmüştüm.

"Abi, gelsene içeriye-" dedi Jungkook ve sesindeki o hiç şahit olmadığım yumuşama dumura uğrattı beni. Kapıyı abisi için biraz daha araladı.

"Soğuktur o koridor," güzel sesi titredi, "Gel böyle,"

Abisinin, onun için aralanan kapıdan girişini izledim. Adımları, kendinden emin olmaktan oldukça uzaktı. Tarif etmekte ve anlamdırmakta oldukça zorlanıyordum fakat tamamen aceleci, bir o kadar da ağırdı hareketleri. İçeri girer girmez kapıyı arkasından örten erkek kardeşinin aksine çok daha duygusuzdu. Zira Jungkook, incecik bir tişört giyen kendisi değilmiş gibi abisine soğuk değecek korkusu ile hızla kapıyı örtüp, dönmüştü abisine doğru.

Abisinin, her ne kadar çok methedilse de ismini bilmiyordum, dudaklarına dek sardığı kalın, siyah atkıyı çıkarırken eve göz gezdirdiğine şahit olmuştum. Gözleri en çok kırıklarda mı dolandı, beklediği, halihazırda bildiği gerçek zaten bu muydu bilmiyordum fakat kaşları da en az sureti kadar çatık duruyordu.

"Beklemiyordum, gelmeni yani- haber verseydin de sana sıcak bir çay koysaydım." Jungkook kapıyı kapatırken öylesine heves ve heyecan barındıran bir ses tonuyla söyledi ki kelimelerini, bir anda tüm odağım o oldu. Tekrardan yanıma, abisinin önüne geçen bedeni hiç görmediğim katmanlarını kırmışcasına çocuksuydu sanki. Terleyen avuç içini çaktırmadan tişörtüne silişinden anladığım kadarıyla da heyecanlıydı.

Hangi duygu olduğu tamamen önemsiz, günler sonra, o koridorda canlarım hiçe sayıldıktan sonra bir duyguyu böylesine zirvede yaşayışına kıpır kıpır oldu içim. Tekrardan bir şeyleri hissetmesine, tepki göstermesine, heyecan ve umuda sarmalanmış o gerginliğin güzel parmaklarına titretmesinin coşkusuyla yükseldi göğsüm, çünkü onu biraz olsun tanıyorsam karşısında kan kardeşini görmenin gücüyle doğrultmuştu bile sırtını.

atlas | taekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin