3.1

60 11 9
                                        

11.09.2022
Asaf'tan

Gün ağarmaya başladığında, yatakta tek başıma uyanmıştım. Başım biraz ağrıyor, boğazım yanıyordu. Dün içtiğim votkalar bugün boğazımı tırmalıyordu anlaşılan. Hatta sadece boğazımı değil, başımı da tırmalıyordu. Eve döndüğümüzde pek su içmediğim için alkolün bütün kötü etkileri başıma vurmuştu.

Başımı iki yana bükerek, boynumu kütürdettim ve etrafıma bir kez daha göz attım.

Oda topluydu, odanın içindeki ebeveyn banyosunun kapısı kapalıydı. Aynı şekilde yatak odasının da kapısı kapalıydı. Teoman nerede? sorusu zihnimde çipil çipil yanarken, Teoman'ın uyuduğu tarafta telefonunun ve cüzdanının durduğunu gördüm.

Eşyaları burada olduğuna göre, o da evde olmalıydı değil mi?

Yataktan kalkarak bütün vücudumu esnettim ve yatak odasının kapısına doğru ağır ağır ilerledim. Kapıya yaklaştıkça burnumu dolduran kahvaltılık kokularıyla karnım gurladı. Ağzım sulanırken, adımlarımı hızlandırdım ve kapıya ulaşarak hemen kapıyı açtım. Hole açılan kapıdan sola dönerek salona oradan da mutfağa doğru ilerlemeye başladığımda, Teoman'ın mırıltılı sesi kulaklarıma ulaşmaya başlamıştı.

Yine kendi dilinde bir şeyler mırıldanıyordu.

Ona dair en çok merak ettiğim şey buydu aslında. Neden 10 yaşındayken Japonya'dan gelmişti, orayı ve oraya dair her şeyi bu kadar çok severken 18 yıldır burada ne yapıyordu?

Hoş, bu sorunun cevabını merak ediyor olsam dahi, burada olması benim işime gelmişti. Hayatıma, daha önce hiç sahip olmadığım başka bir yön katmıştı. Beni daha önce yapmadığım şeyler yapmaya sürüklemişti.

Ağır işlerde çalıştığım için şekillenmiş sert bir vücudum vardı ve onu esnek olmaya itiyordu, eğitim verdiği spor sayesinde.

Hazırladığım kokteylleri içiyor, beğenisini gösteriyordu.

Ve...

Daha önce bir erkekte merak etmediğim şeyleri merak etmemi sağlıyordu.

Dudaklarında her daim varlığını koruyan gülümsenin anlamını, hüzünle parıldayan gözlerinin ardında nasıl anıların var olduğunu... Her davranışının ardındaki sebebi merak ediyordum. Neden olduğunu bilmesem de, öğrenmek istiyordum.

Derin bir nefes alarak mutfağa girdiğimde, Teoman'la kapıda karşılaştık. Yüzünde ışıl ışıl bir gülümseme ile, "Tam da seni uyandırmaya geliyordum," dedi. Elinde de bir bardak soğuk su vardı ve bardağı anında bana uzatarak, "Başın ağrıyordur, su içmelisin," dedi.

Bardağı elinden alırken kaşlarımın çatılmasına engel olamadım. "Teşekkür ederim," derken, kalbim adeta ağzımda atıyordu çünkü Teoman'ın şu anda sergileyeceği tavır bizim... Bu kelime bir anlığına beynimi dondurmaya yetti. Bizim. Bizim, bizim, bizim, bizim, bizim, bizim...

"İyi misin, ağrı kesiciye ihtiyacın var mı? Ama ilaç almadan önce mutlaka karnını doyurmalısın," diyerek önümden çekildiğinde, panikle öne atıldım ve bileğini yakaladım. Pişkin bir gülümseme ile bileğine bakarken, "Sahiden mi?" diye sordu.

"Sahiden..." dedim. "Asıl sana sahiden mi?"

"Ne? Anlamadım," derken, yüzüme tatlı tatlı bakıyordu.

"Ben de anlayamıyorum ki..." derken yanaklarımın sıcakladığını hissediyordum. Sıcaklık hissi yanaklarımdan boynuma akın akın iniyordu. Kalbim, göğüs kafesimi dövüyordu. Derin bir nefes alarak, "Dün gece öyle şeyler şey yaptık sonra geldik şıp diye bayılmışım, uyuyup kalmışım... Hiç üzerine konuşamadık ki. Şimdi de nasıl davranacağımı bilemiyorum..." dedim. Yine hızlı hızlı konuşuyordum çünkü heyecanlandığımda konuşma hızımın artmasına engel olamıyordum.

Elimdeki suyu kafama diktiğim sırada, Teoman, "Ya senin olmamı ya da senden gitmemi söyledin, beni istediğini söyledin, aa bu arada..." derken gülümsedi ve konuşmaya devam etti. "...psikolojik sorunlarım var dersem bayılmam gerektiğini söyledin ama bayılan sen oldun yani tahmin ediyorum ki psikolojik sorunları olan da sensin... Bir de birkaç Japonca kelime öğrendiğini düşünüyorum. Yakında beni apaçık anlayacakmışsın, onun naralarını attın."

Kaşlarımı kaldırarak, "Anlattıklarının bazılarını hatırlıyorum, mesela ilk söylediklerini ama son söylediklerin bende yok... Bağırdım mı? Bağırmış olamam..." dedim.

Teoman hafifçe gülümsedi, "Emin misin? Çok sarhoştun ve seni zor zapt ediyordum," dedi.

"Ne? Gerçekten mi?"

"Gerçekten, hatırlamıyor musun? Bütün mahalleyi ayağa kaldırıyordun. Bu nezih semtin, serserisi oldun. Hatta şu geçen gece seni kovalayan köpeğin seni kovaladığı yerde durdun ve avazın çıktığı kadar, 'Şimdi gelsene it! Yalnız değilim ya, gelemiyorsun değil mi puşt!' diye bağırdın."

"Yalan söylüyorsun..." derken, şaşkınlıktan küçük dilimi yutmak üzereydim.

"Ben asssla yalan söylemem."

"Ben hayatımda bundan daha büyük yalan duymadım ki Teoman!" derken elimdeki bardağı masanın üstüne koydum ve "Yalanlarını karnımı doyurduktan sonra dinleyeceğim, şu an aklım almıyor..." dedim. Ardından gözlerimi kısarak Teoman'a baktım. "Ayrıca her şeyi geçip, hatırladığım tek şeyin cevabını duymak istiyorum... Benim misin? Unutmayacağını söyledin, ben de unutmadım. O yüzden cevap vermelisin, geçiştirme..." derken susamıyorum. Sürekli konuşuyorudm. "Benim misin Teoman?" diye sordum, bilmem kaçıncı kez.

Teoman halime gülümserken, "Seninleyim diyelim..." dediğinde, tek kaşımı kaldırdım.

İfademi fark ettiğinde, konuşmaya devam ederek, "En nihayetinde mal değilim ya, birine ait olamam değil mi?" derken o da kaşlarını kaldırmıştı.

"Bana fark etmez, yanımda olduğun..." derken eline uzandım ve elini tuttum. Geri çekmedi, aksine gülümseyerek ellerimize baktı. "...elini tuttuğum," derken, ona yaklaştım ve boştaki elimi yanağına koyarak dudağının kenarındaki kıvrıma uzandım ve dudaklarımı nazikçe o kıvrıma bastırmadan önce, "...ve gülümsemenden öpebildiğim sürece adına her ne demek istiyorsan onu diyebilirsin. Yani... Bence sevgilin olabilirim..." dedim ve onu nazikçe öptüm.

Dudaklarım, dudaklarından uzaklaştığında, "Duyduğum en garip çıkma teklifi olabilir yani... Bence kabul edebilirim," karşılığını verdi.

Kocaman sırıtırken, heyecandan havalara zıplamak istiyordum.

"O zaman vakit, birbirimizi tanıma vakti, değil mi?" diye sorduğumda, "Evet," diyerek beni onayladı ancak iç çekerek, "Ama ondan önce, daha fazla geç kalmadan önce kahvaltımı yapıp dojoya gitmeliyim, çocuk dersim var. Akşama kadar araziyim, üzgünüm Asaf."

"İlk günümüzden!"

Buruk bir gülümsemeyle, "Maalesef Asafcığım, ben sorumlulukları olan bir adamım, ne yaparsın..." derken geri çekildi.

"E ben de geceden sabaha kadar arazi olacağım, ne olacak? Birbirimizi hiç göremeyecek miyiz?" diye sorarken ağzım bir karış açık kalmıştı.

"Elbette görürüz, sadece akışa uymaya devam edelim," derken, yüzünde tatlı bir gülümseme vardı. Ona uyum sağladım, akışa da uyum sağlamalıydım.

"Tamam, öyle yapalım."

Gülümseyerek onu bıraktım ve masaya geçtim. Şimdi vakit, kahvaltı vaktiydi.




selamlarr, nasılsınız? ben mutluş bir kızçeyim bu aralar... o yüzden yumuş yumuş bölümler geliyor. iyisiniz hee :) hadi gelecek bölümde görüşürüz.

sizi seviyorum.

Juunintoiro | bxbHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin