-Dawson (bileklik çatladıktan bir süre sonra) -
Buraya kapatılalı uzun zaman olmamıştı, ya da olmuştu, bilmiyorum. Tek bildiğim şey aç ve susuz olduğumdu. Ellerimle oynamaya başladığımda karnım guruldadı. Zorla yutkundum. Ayaklarımı sıkıntıyla salladım. Neyi yanlış yaptığımı düşünmeye başladım. Adel'i öldürmüştüm. Peki öyleyse hala nasıl hayataydı.
"Mantıksız."dedim kendi kendime çok mantıksız.
"Çok mantıksız."
Gözlerimi yumdum ve düşünmeye başladım. Nasıl oluştuğumu, Adem gibi oluşmuştum. Topraktan. Hava vücut hatlarımı oluşturmuştu. İlk uyandığımda henüz bebektim. Yeni yıldan sonra doğmuştum ve 3 ayda bir lise öğrencisine dönüşmüştüm. Bana bakan aile de benim gibiydi. Hepimiz Adel'in bir parçasıydık ve ona ne olacağını biliyorduk. Eğer Yang bulunamazsa denge sağlanamayacak ve Adel ölecekti. Bu bizim de öleceğimiz anlamına geliyordu. Ying ve Yang'ın tarihi çok eskilere dayanırdı. Büyük büyük babalarımız ve annelerimiz ile oluşmuştu. O zaman saf haldeydiler. Saf ışık ve saf karanlık. Birbirlerinin etrafında sonsuz bir dansla dönüyorlardı. Sonra kaynaşmaya başkadılar. Bazen savaştılar, bazen dost oldular ve birbirlerine bir damla kendilerinden verdiler. Böylece kaynaşma tamamlandı ve denge sağlandı. Ama dönmeyi kesmediler. Daha fazla dönmeye başladılar. İnsanlar Ying ve Yang'ı kıskanıp onları şuan Adel'in bileğinde bulunan bilekliğe hapis ettiler. Ama bilekliğin önceki sahibi, bir kaza sonucu Yang'ın bileklikten kopmasına neden oldu ve buda dengeyi bozdu. Peki ben bunları nasıl biliyordum, bileklik kendi içinde bizim için bir kralık yarattı ve bu kralık dilekler dilendikçe çoğaldı. Ta ki Yang gidene kadar. Yang'ın kim olduğunu bilmiyorum ama onun kendini kurtarmak için bizim aramıza geldiğini düşünüyorum. Bizi kurtarmak için elinden geleni yapıyordur şuan, öyle değil mi?
Yüzüme gelen ani ışıkla yüzümü buruşturdum ve gözlerimi kapattım.
"Dawson!" Dedi bir ses. Sonra bileğimdeki kelepçelerin çözüldüğünü hissettim. Gözlerimi açmak istesem de yüzüme gelen ışık bunu yapmamı engelliyordu.
"Dostum iyi misin?" Dedi biri. Bu sesleri tanıyordum.
"Burası neden bu kadar parlak?" Diye inledim acıyla. Gözlerimi açınca yanmaya başladılar ama alışabilmek için kapamadım. Gözümden yaşlar gelirken ışığın içinden insanlar çıkmaya başladı.
"Hayatımda hiç bu kadar su içme ihtiyacı duymamıştım." Dedi Giray. Yüzünü net göremiyordum ama sesinden o olduğunu tahmin edebiliyordum.
"Nasıl kurtuldunuz?" Diye sordum onlara.
"Aslında bilmiyoruz." Dedi Emir.
"Her şey bir anda..."
"Şu Adel'i bir elime geçirirsem!" Diye bir ses araya girdi. Sonra Enes'i gördüm.
"İyi misin dostum?" Dedi Enes ve omzuma yavaşça vurdu. Başımı olumlu anlamda salladım.
"Biri bana olanları açıklayabilir mi?" Diye araya girdi Aylin.
"Bu gerçekten de... iyi bir fikir." Dedi Elif.
"Bakın, biliyorum size çılgınca gelecek ama..."
"Çılgınca mı!" Dedi Alp ve gülmeye başladı.
"Tam 1 hafta boyunca bir çiçeğin içinde yaşadık ve... sen hala yaşıyorsun." Konuşmasını yavaşlayarak durdurdu. Bir anda herkes bana baktı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dilerim... #wattys2016
FantasyBunun sıradan bir aşk hikâyesi ya da mutlu sonla biten mükemmel bir hikâye olması gerekirdi. Ama bu, bildiğimiz o hikâyelerden tamamen farklı bir hikâye. Güzel kızların ve yakışıklı oğlanların olduğu basit veya sıradan bir hikâye değildi. Çünkü gerç...
