Bu hafta istediğim kadar yapabilirim (Perşembe ve Pazar arası zor ama) o yüzden geçici olarak askıya kaldırıyorum ama haftaya yine askıda olacak. O zamana kadar yayınlayabildiğim kadar bölüm yayınlayacağım. Bu arada yeni bölüm için ayak bileğime borçlusunuz çünkü bugün ayağımı burktum👣. Hani benim alkışım 👏👏👏? Ve son olarak, benim akıllı telefonum kendiliğinden yazı şeyini düzeltmiş. Onu eski haline getirmeye çalıştım ama ne kadar başarılı oldum bilmiyorum
Neyse, iyi okumalar 📖😙.
Bildiğim herşeyi bu sefer kendi gözlerimle görüyordum. Ying'le dansımızı, bilekliğe hapis edildiğimizi ve bileklikten ayrılıp kayıp olduğumu ve Ying'e sığınışımı. Derin bir nefes alıp babama baktım. Benden önceki Yang'a.
"Kardeşini kurtar oğlum, kendini kurtar, dengeyi yine sağla. Aksi takdirde evren yok olacak."
Gözlerimi gerçek dünyaya açtığımda karşımda küçük bir kız çocuğu vardı. Saçları iki yandan bağlanmıştı ve çok tatlı gözüküyordu.
"Ağabey, uyandı." Biri yanıma geldiğinde etraf bir an bulanıklaştı. Sonra tekrar netleştiğinde gördüğüm kişiyle şok geçirdim.
"Toprak."
Toprak bana kocaman gülümsedi.
"Ordumuza hoş geldin."
Bir süre sadece ona baktım. Sonra ellerimi yumruk yapıp sıktım.
"Bizi terk edip gittiniz!" Dedim ona. O da omuz silkip bana cevap verdi.
"Sizde bizi bulmak için en ufak bir girişimde bulunmadınız. Bence bu durumda eşit durumdayız." Kaşlarımı çattım. Haklıydı. Onları bulmak gibi bir şansımız olmamıştı. Aklıma gelen şeyle tek kaşımı kaldırdım.
"Bir kardeşin olduğunu bilmiyordum."
"Yok zaten, o bir dilek. Tıpkı bir zamanlar senin olduğunu sandığın şey gibi."
"Benim bir dilek olduğumu nereden biliyorsun."
"Çünkü sizin için geri dönmüştük."
Kaşlarımı çattım. Geri mi dönmüşlerdi.
"O zaman neden bizimle gelmediniz?"
"Düşünsene, askeri bir üs neden bir yağmur ormanın içinde olsun ki? Bu çok mantıksız! Sizi durdurmaya çalıştık ama bizi dinlemediniz ve şimdi geldiğiniz duruma bakın!" Toprak iç çektikten sonra çömeldiği yerden kalktı.
"Ben bizimkilerin yanına gideceğim. İyi hissetiğin zaman bize katılırsın."
O çadırdan çıkmadan önce son sorumu sordum.
"Bu ordu ne için?"
Bana doğru dönerken yüzünde alaycı bir gülümseme vardı.
"Bir çok şey için. Ying'i yenmek bunun başında ama asıl amacımız Yang'ı bulmak." Dedi ve çıktı. Bir süre çadıra baktım. Kızıl Dereli çadırlarına benziyordu ama çok daha büyüğüydü.
Uzandığım yerden kalktığım sırada başıma giren acıyla inledim ve yere düştüm.
Rüzgar seslerini duyabiliyordum. Kuşların ötüşünü ve karıncaların hareketini. Sanki doğayla uyum içindeydim. Otlar bedenime sürtünüyor gıdıklanmama sebep oluyordu.
Gözlerimi açıp kapattığımda kendimi yeniden çadırın içinde buldum. Tekrardan ayağa kalktım çadırdan çıktım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dilerim... #wattys2016
FantasiBunun sıradan bir aşk hikâyesi ya da mutlu sonla biten mükemmel bir hikâye olması gerekirdi. Ama bu, bildiğimiz o hikâyelerden tamamen farklı bir hikâye. Güzel kızların ve yakışıklı oğlanların olduğu basit veya sıradan bir hikâye değildi. Çünkü gerç...
