"Hayır, burda olmaz." gülüyordum, ama söylediğim şeyde ciddiydim. Efe beni öpüp duruyordu ve çevredeki kızlardan ciddi anlamda korkmaya başlamıştım.
"Ama," öpücük "çok tatlısın."
"Bir yere gitme tamam mı. Yanlız kalırsam şu kızların üstüme atlamalarından korkuyorum." dönüp bakmadı. Gözleri yine mavi ışıkla parlıyordu. "Merak etme burdayım." Göz kırpıp geri arkasına yaslandı. Geleli biraz olmuştu. Beni evden aldıktan sonra dün arama konusunu konuşmuştuk. Kendinde olmadığını söyleyip özür dilemişti. Ben de üstünde durmamıştım.
" Efe'yi biraz ödünç alıyorum." Koyu kırmızı dudaklarını büzdü. Yok ben bu kızı cidden dövecektim. Geldiğimizden beri salak salak konuşup bana tek kaşını kaldırıyordu. Tabi birşey de diyemiyorum, doğrudan saldırmıyordu çünkü. Ama anlayabiliyordunuz yani. Üstelik burası onun ortamıydı. Bir olay olsa benim tarafımda mı olurlardı onun mu?
Sinir olmadığımı gösteren- aslında sinir olmuştum- gülümsememi takındım ve Arzu'ya "Tabiki." dedim.
Efe bar taburesinden iner inmez onu tuttuğu gibi dans etmeye götürdü. Dans ederken elleri, Efe'nin omuzlarını hiç yanlız bırakmadı. İzlemeye daha fazla dayanamadığımda bakışlarımı önüme çevirdim. Yanımdakiler tanımadığım insanlardan ve haftaya gidecekleri tatilden falan bahsediyorlardı ve aşırı sıkılmıştım. Fazlalık gibi hissediyordum, fark edilmemek için kendimi onlardan biraz daha ayırdım.
Lanet olsun nerdeydi? Ne yapmam gerekiyordu? Hala gelmemişlerdi ve artık onları göremiyordum. Tuvalete gitmeye karar verdim. Girdiğimde boştu ama ben kabinlerin birindeyken üç kişi girdi.
"-sürtük işte. Kim bilir neler yapmıştır."
"Nasıl da etkilemiş çocuğu."
"Ama tebrik etmek gerek. Son zamanlarda durulmuş diyorlar."
"Her duyduğuna inanma. Efe'nin durulduğuna hayatta inanmam."
Öncelikle.. sürtük mü? Bu kelime bana aşırı yapmacık geliyordu. İkincisi, ben mi? Pardon da ne sürtüklüğümü görmüşlerdi?
Efe'nin aksine beni fazla kişi tanımazdı. Okulda fazla kişiyle konuşmaz, genelde arkalarda oturur ve başkalarına karışmazdım. Neden bilmiyorum. Senelerdir böyleydi. Efe ise fazla göz önünde ve sosyaldi. Her zaman ilgi odağıydı. Şimdi onunla olduğum için doğal olarak fark ediliyordum. Ve anladığım kadarıyla bu iyi yönde değildi. Bir yanım onların işi olmayan kıskanç zavallılar olduğunu söylerken bir yanım da umursamamazlıktan gelemiyordu. Sanırım ikincisi daha ağır basıyordu.
Gittiklerinden emin olunca kabinden çıkıp ağır ağır ellerimi soğuk suyla yıkadım. Tüm bu ortam ve konuşmalar beni boğuyordu. Artık gitmek istiyordum. Oturduğumuz yere geri döndüğümde Efe ve Arzu gerı dönmüştü.
"Neredeydin? Seni bulamadım."
"Lavaboya gitmiştim. Bak şey.. benim gitmem gerek. " Evet belki Arzu'nun ve diğer kızların kazanmasına izin vermiştim ama kanıtlayacak birşeyim yoktu. Sırf Efe'le olma hırsı yüzünden burada oturacak değildim.
"Daha çok erken ama." Biraz üzülmüş gibiydi.
"Bugünlük böyle olsun. Yarın görüşürüz. "
"Seni bırakmamı ister misin?"
"Hayır sen kal." Yanağından öptüm. Benim yüzümden eğlencesinin bozulmasını istemiyordum, ne kadar gece tek başıma gitmek riskli olacaksa da.
Bardan çıkıp yürümeye başladım. Karanlık yerlerden uzak durmaya çalışıyordum. Bir adamın bana baktığını görünce rahatsız olup şortumu aşağı doğru çekiştirdim. Bu öküzler olduğu sürece bu ülkede kıyafet özgürlüğü diye birşey olmayacaktı.
"Alo anne?"
"Nasılsın kızım?"
"İyiyim. Nisa teyze nasıl?"
"Hayati tehlikeyi atlattı!" sesinden ne kadar mutlu olduğu anlaşılıyordu.
"Çok sevindim. Kendine geldi mi?"
"Heüz değil maalesef. Sen ne yapıyorsun? Herşey yolunda mı?"
"Evet merak etme sen. Hadi görüşürüz."
"Hoşçakal."
Ne zaman döneceğini söylemediğine göre belli değildi herhalde. Eve gelince üstümü değiştirip internete girdim. Tumblrda 8 tane mesajım vardı hepsi Efe'yle ilgili hakaret sözleri içeriyordu. Burda da mı?! Bununla nasıl başedicektim? Açtığım gibi kapattım bilgisayarımı. Resim. Resim yapmalıydım. Beni hep rahatlatırdı. Yarım kalan tuvalimi çıkarıp boyalarımı hazırladım. Resmim akşam üzeri saatlerinde gükyüzüydü. Güneş yoktu ama hala aydınlıktı. Günün en sevdiğim zamanı.
Fırçalarımı da hazırladıktan sonra başladım. Ama sonra yapmamam gereken bir hata yaptım. İnsanları fondan sonra çizdim. Onlar hiç hesapta yoktu. Kız uzun, dalgalı saçlıydı. Yüzünde büyük bir gülümsemeyle gökyüzüne bakıyordu. Yanındaki çocuk elini tutmuştu. Çocuk da mutluydu. Ama o kıza bakıyordu. Kız bendim. Yanımdakinin de Efe olması gerekiyordu. Ama çocuğun gözleri mavi değil, kahverengiydi.
*
Uyuyordum ve rüya görüyordum. Ama uyanır uyanmaz rüya aklımdan uçup gitti. Çünkü aniden uyanmıştım. Telefon yüzünden. Arayan Efe'ydi. Karnım kasıldı. Saat ikiyi geçiyordu.
"Eda." Sarhoş olup olmadığını anlamak için biraz daha bekledim ama konuşmadı.
"Efe uyuyordum."
"Çok sıkıcısın." Tamam kesinlikle sarhoştu. Nefes verdim.
"Bence de. Ne oldu?"
"Gelmeni istiyorum. Evine doğru geliyorum."
"Ne? Hayır!" Daha tam bitiremeden bağırdı.
"Tamam, umrumda mı sanıyorsun. Sen olmadan Arzu'yla giderim o zaman." Yüzüme kapattı. Tokat yemiş gibi oldum. Sinir ve stresten ağlamaya başladım.
*
Konuşmalarını takip etmiyordum artık. Defterime küçük şeyler çizmekle meşguldüm. Üstelik muhtemelen bok gibi görünüyordum çünkü ağlayıp uyanınca hep öyle olurdum. Saçlarım karışıklık içindeydi- bukleler neredeyse seçilmiyordu- ve bir bakış atar atmaz onları hemen çözemeyeceğimi anlamıştım. Yine de dışarı çıkmıştım. Nedenlerim, hava almak, değişiklik, oturup kendine acımama isteği, kafa dağıtma.. kısaca ne olursaydı. Deniz'in peşinde olduğu kızın çalıştığı yerdeydik ama ben yok sayılırdım. Bugün Alara gibiydim. Kendi halimde ve sessiz. Beni ilk gördüklerinde sorarcasına bakmışlardı ama kimse birşey demedi ve konuşmalarına döndüler. Hayatın benim dışımda da akıp gittiğini görmek hoşuma gidiyordu.
Tabağımdaki tiramisumdan bir çatal aldım. Neyse ki hala ondan zevk alabiliyordum. Cenk dışında herkes burdaydı. O da taşınma işlerini hallediyordu. Bu iyiydi çünkü bilmediğim bir nedenden dolayı beni böyle görmesini istemedim. Belki de beni diğerleri gibi rahat bırakmayıp sorular soracağını düşündüğüm içindi.
Tabağımdakini bitirip sıkıldığımı fark ettim. Makinamı da alıp dışarı çıkacağımı söyledim. İçerden geçerken kasanın ordan kibrit isteyip kutuyu ceplerimden birine tıktım. Burada yanyana olan binlerce ara sokak vardı. Biraz uzaklaştım. Üstü kir pas içinde olan dört yaşlarında bir çocuk vardı. Tuttuğu sepetin ipini takip edince sepeti sarışın, yaşlı bir kadının parmaklıklı penceresinden sarkıttığını gördüm ve onları çektim. Hala iyi insanlar vardı.
Az ileride sakallı ve iri bir adam kadının biriyle tartışıyordu. Daha doğrusu kendi kendine tartışıyor gibiydi çünkü kadın gözlerini yere sabitlemişti ve hiçbir tepki vermiyordu. Bu, adamın daha da sinirlenmesine sebep oldu ve adam, kadına vurmak için elini kaldırdı. Onları da çektim. Az önce iyilikten mi bahsetmiştim?
Oradan uzaklaşıp kırılmış taştan bir duvarın üzerine oturdum. Kaanın paketinden aşırdığım tek dal sigarayı, aldığım kibritle yaktım. Bu sefer düzgün çekmiştim içime. İnsanların neden başladığını anlayabiliyordum.
Not: Vote ve yorumlarınızı bekliyoruum :*
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sevmeye Değer
Teen FictionUzun uzun baktı ona kız. Çocuk çok mutluydu. Karşısındakiyle konuşurken gözlerinin içi gülüyordu. Ağzı yamuk bir gülümseme şeklini almıştı. Çok yakışıklıydı. Koşup ona sarılma isteğini zar zor bastırdı. Kendine hakim olmak için gözlerini bir anda on...
