Çantamı koluma astıktan sonra kendime sıkı sıkı sarıldım. Kafamı kaldırmadan yürümeye başladım.Eğer kafamı kaldırırsam, insanlarla yüz yüze geleceğimi biliyordum. Meraklı yüzler. Belkide umursamaz yüzler. Herhangi biri niçin umursasındı ki? Benim problemimdi. Ağlıyor olmam kimseyi ilgilendirmezdi dimi? İnsanlara derdini anlatırsın, yakınlarına. Dinlerler seni. Belki avutmaya çalışırlar. ''Boşver.'' derler, ''Takma. Yakında atlatırsın. Dünya'nın sonu değil ya!'' Sendeki problemin aynını yaşamadan bilemezler. Senin gibi hissetmeden.Gerçekte umursamazlar.
Cenk bunların hiçbirini yapmadı. Beni kapıda görünce sadece sarıldı.
*
Beni evimin önünde bıraktıktan sonra sahile gittim. Deniz havası ve biraz yanlızlık iyi gelir diye düşündüm. Oturdum biraz. Düşündüm. Kızdım kendime. Kimseyi dinlememiştim. Yine bildiğimi okumuştum ve sonunda canım yanmıştı. Yanlızlık boğucu gelmeye başladı bir süre sonra. Oturduğum yerden kalktım.
Ayaklarım beni Cenk'in yeni apartmanına götürdü. Merdivenlerden çıkarken göz yaşları yeniden akmaya başladı. Yeniden kızdım kendime. Zile basmadan bekledim
bir süre. Emin olamadım. Ya ''Ben sana söylemiştim.'' derse? Buna dayanamazdım. Ama o Cenk'ti dimi? Zile bastım.
Tıkırtılar geldi içeriden. Ayak sesleri. Hemen ardından kapı açıldı. Cenk'in kareli eşofman altı ve şimdi çok da düzgün olmayan saçları karşıladı beni. Bana baktı.
Ağzını açtı ama konuşmadı. Bir adım yaklaştı. Sonra sımsıkı sarıldı.
Ben de ona sarıldım sıkıca. Sıcak gözyaşlarım omzuna aktı. Gözlerimi kapattım.
Elimden tutup içeri götürdü sonunda. Her yer her yerdeydi. Kolilerce kitaplar, CD'ler, karışık giysiler... Salondaki koltukların üzeri doluydu. Oraya hiç girmeden başka bir
odaya yöneldik. O bayıldığım koyu mavi boyalı odaya. En son bomboşken gördüğüm odada artık Cenk'in yatağı, dolabı, masası ve bir koltuk vardı.
Beni yatağa oturttu. Başımı omzuna yasladım. Bir süre konuşmadık. Boş boş dışarıyı seyrettik. İstanbul'un ışıklarını. Sonra tek bir kelime söyledi. ''Üzgünüm.''
Ona inandım. Biliyordum. Bana değer verdiğini de hissedebiliyordum.
''Özür dilerim.'' Artık ağlamıyordum, ama yine de burnumu çekmem gerekti.
''Ne için?''
''Seni dinlemedim. Kimseyi dinlemedim.''
''Özür dileyecek bir şey yok Eda. Belki de yaşayarak görmen daha iyi oldu. En azından tamamen anladın. Kötüler değişmiyor işte.'' Başkası olsam belki bu
söylediğine sinirlenirdim. Özellikle ''Yaşayarak görmen daha iyi oldu.'' kısmına. Ama onu anladım. Ve kızmadım. Maalesef ki haklıydı.
''Önümüzdeki yaklaşık on iki saat içinde işin var mı?'' Ona bakmadım ama kafasını hayır anlamında salladığını hissettim. İkimiz de hala pencereden dışarı bakıyorduk.
''Güzel. O zaman bana şu kareli pijamadan bulsan iyi olur.'' Belimden tutup daha yakına çekti. Sanki mümkünmüş gibi.
not: Selaam! Biraz kısa oldu ama sanırım istediğiniz bölümdü ;)) hikayeyi uzatiyim mi yoksa yakında final mi yapiyim karar veremedim. Yardım? Yorumları bekliyoruum :*
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sevmeye Değer
Roman pour AdolescentsUzun uzun baktı ona kız. Çocuk çok mutluydu. Karşısındakiyle konuşurken gözlerinin içi gülüyordu. Ağzı yamuk bir gülümseme şeklini almıştı. Çok yakışıklıydı. Koşup ona sarılma isteğini zar zor bastırdı. Kendine hakim olmak için gözlerini bir anda on...
