DENİZ'den
Hayal kırıklığı.
Bir kaşık aşk.
Üç tutam sinir.
Son 3 gündür İdil okula gelmiyor, telefonda çevrimiçi olmuyordu.
Onu gerçekten kırmış olduğumu biliyordum. Hayalleriyle oynamıştım belki de.
Ama işin aslına bakılırsa da ona kız veya erkek olduğumdan bahsetmemiştim. Kendi öyle algılamıştı. E bendeki suç da devamını getirmekti. Suç payım büyüktü. En baştan söylesem böylesine hayalleri kanamazdı belki.
Ve benim şuanki görevim ise o yaralara yara bandı olmak. Ama bunu yapacak kadar cesaretim henüz yok. Ona karşı her ne kadar samimi olsam da karşısında aptala dönebiliyorum. Aklımı benden alıyor. Ne ara böyle oldu? Farkında değilim aslında. Ve şimdi ona hissettiğim duygulardan dolayı ölüyorum ve üstüme düşen büyük bir vazifem var. Her şey fazla hızlı gelişiyor.
Ona bir ay boyunca yazmamam, son anda ondan vazgeçmek içindi ama başaramadım. Olmadı. Eninde sonunda beni öğrenecekti biliyordum. Böylesine iyi kalpli bir kızın kalbini paramparça yapacak bir haberdi bu. Bırakmaya çalıştım. Belki birden gidersem beni unuturdu.
Onun en başından beri eşcinsel olduğundan haberim vardı. Bu yüzden beni kız sanmasının çok daha iyi bir yöntem olduğunu düşünmüştüm ama sonradan yanıldığımın kocaman bir şekilde farkına vardım.
Hayatımda bir sürü kız gelip geçti. Ama İdil'deki enerji böyle değildi. Aşırı samimi bir havası vardı. O diğer kızlardan çok çok farklı.Doğal ve orjinal bir kız. Onunla aynı okula geldiğimizde acayip derecede sevinmiştim, bu şehirde artık harakete geçmem gerektiğini düşünmüştüm ve bir şekilde tumblr hesabının olduğunu bulmuştum. Kendime de bir tane hesap açıp ona yazmıştım. İyi ki de yazmışım. Ama keşke öyle başlamasaydık. Böyle bitiyordu çünkü.
Onunla ilk konuşmaya başladığımda okuldaki sessiz halleri gözümün önünde canlanıyordu. Seni bir kez daha kaçıran şerefiszdir , deyip duruyordum.
Gayet güzel gidiyordu. Aramızdaki bağ daha da kuvvetlenene kadar. Bağlanmaya başlıyordu bana. Bu sonucun kötü olacağının göstergesiydi. İşte bunun farkına vardığımda ondan vazgeçmeye çalıştım. Başarısızlıkla sonuç bulsam da ona yazmadım. Tam bir ay onunla konuşmadım. Sınıfta hoca yerine onu izledim. Arada bir sınıftaki şeylere gülmesi, bazen morali bozuk olunca kafasını yanındaki kalorifere yaslayıp uyuması, onun yanına gidip ne oldu diyemedim. Bu çok koymuştu. Sadece izledim. Ki bu bile bana yetiyordu. Belki böyle idare edebilirim diye düşündüm. Ta ki dostum bildiğim piç'in de İdil'e yandığını öğreninceye kadar. Açıkca söylemese de yüzümdeki yaralardan bunu anlamak pek de zor değildi.
Tabi piç dememde ne kadar haklı olduğumun bir göstergesi de şuanda İdil'in benden haberdar olmasıydı. Kıskançlıktan dolup taşan Poyraz, yetiştirmekle kalmamış, anlaşılan onu bana karşı doldurmuştu.
Elimdeki tek mutluluğu da elimden almıştı. Onu doya doya çaktırmadan izleyemeyecektim artık. Belki de sınıfını , hatta okulunu değiştirecekti. Ki bu olanak bir şeydi. Onu birkez daha bulmuşken benden uzaklaşması ihtimali içimdeki ateşe odun atıyordu.
Birkaç gün önce kucağımda baygınca yatarken, hayatımın belki de en mutlu en huzurlu anıydı. Kollarımın arasında imkansızlık yatıyordu ama onu alnından öpmüştüm. İstediği bir şeydi bu. Ama her istediği gerçekleşmedi. Buna izin verememiştim. Hayallerinden biri de bana sıkıca sarılmak ve hiç ayrılmamaktı. Aslında bu benim için değildi. Bunu üstüme şuanda alınamazdım. O kız olarak beni sevmişti. Belki de aşık olmuştu. Bu yüzden bu kadar koymuş olabilir ona.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
THE RAINBOW
Novela JuvenilSen siyah, ben beyaz. Alakasız birbirine en uzak renkler. İkisi de gökkuşağı tarafından dışlanan renkler üstelik. Peki ya biz kendi kuşağımızı oluştursak? Birleşip gri olsak? •Azıcık küfür içermektedir. Rahatsız olabilecekler varsa özür diliyorum•...
