Eve gelir gelmez yatak odasına geçmiştim. O delinin söyledikleri aklıma gelince sinirleniyordum. Kaçığın teki işte. Beni korkutmak için saçma şeyler söylüyordu. Ama neden bunu yapıyordu. Neden biz ? Deli olduğu ispatlanan biri bizim adlarımızı neden sürekli tekrarlıyordu ? Bizden sonra gelen bir sürü aile olmalıydı bizim adımızı nasıl unutmamıştı? Hem o söyledikleri de neydi. Durup dururken neden korkutuyordu ? Nerden bulmuştu o söylediklerini ? Biraz daha aklımdaki sorularla mücadele edersem beni o kaçığın yanına yollayabilirlerdi.
Aklımdaki soruları bir kenara bırakıp yatağa uzandım. Ne zaman bir konu kafamı karıştırsa, o konuyu dağıtmak için David'la anılarımızı düşünürdüm.
David'la evliliğimiz mükemmeldi. Birbirimizi çok seviyorduk. İlk tanışma yıllarımızı -bundan 4 yıl önceki halimizi- düşünmeye başladım.
Sürekli buluşurduk ve onun her buluşmamızda getirdiği çiçekler. Her zaman eve çiçekle gelirdim. Annemde artık alıştığı için çiçekle geldiğimi tahmin eder bahçeye bir yer daha kazardı. Getirdiğim çiçekleri oraya eker sonrada sulardı.
O öldüğünden beri o eve gitmemiştim. Gitmeye de niyetim yoktu. Annemin yokluğu her zaman bana acı verirdi. Hep kendimi eksik hissederdim. O öldüğü zaman intihar etmeye bile kalkışmıştım. Çünkü onsuz yapamazdım. Ama David sayesinde o günleri de atlatmıştım.
Kendime yeni bir ev alıp David'la yaşamaya başlamıştık. Benim gibi David'ın da annesi yoktu ama o bu duruma alışıktı. Çünkü 5 yaşındayken annesini kaybetmişti. Babasıyla da konuşmuyorlardı zaten.
Annesinin mezarına fazla gitmiyordu.
Bir gün ona annesinin ziyaretine gitmemiz gerektiğini söylemiştim. Oraya gittiğimizde beni annesiyle tanıştırmıştı. Bende annemin ölümünü hatırlayınca ikimizde duygulanmıştık.
Ben onu annesiyle yalnız bırakmak için oradan ayrılmıştım. Hatta mezarlığın çıkışında 6-7 yaşlarında ailesinden kaçan çocuğu ailesine teslim etmiştim. Çocuk annesinin kollarına gidince daha fazla ağlamaya başlamıştı. 'Bırak beni' diye bağırıyordu. Annesi o kadar üzülmüyordu hatta çocuğa kızarak bakıyordu. Hem teşekkür bile etmemişlerdi. Eğer onu yakalamasaydım belki de ailesini hiç bulamayacaktı. En azından onun annesi vardı.
Sanırım bu kadar anı yeterdi. Kafamı dağıtmama yardımcı olmuşlardı.
Anılarımdan uzaklaşıp, elimle gözümde biriken yaşları silmeye başladım. Her zamanki gibi duyguluydum işte.
Yataktan kalkıp içeri geçtim. David laptopla bir şeyler bakıyordu. Timothy'i ortalıkta göremeyince
''Timothy nerde ?'' diye sordum gülümseyerek. Gülümseme karşılık vererek
''Odasında, uyuyakalmış ufaklık'' dedi. Kafamı onaylar gibi sallayarak
''Ben ona bakıp geliyorum' deyip odasına çıktım. Elleri yastığın altında, dizlerini öne doğru çekmiş uyuyordu. Çok masum görünüyordu. Saçları hafif yana dağılmıştı. Yanına gidip saçlarıyla oynamaya başladım. Uyanmamasına da dikkat ediyordum. Biraz kıpırdanınca elimi saçlarından çektim. Yanağına onun masumluğu kadar masum bir öpücük kondurup David'ın yanına indim. Yine laptop elindeydi.
''Sanırım birileri başka kadınlar bulmuş''
''Başımda zaten bir baş belası varken başkalarıyla hiç uğraşamam. ''
''Sana engel olmayım canım''
''Şaka yapıyoruz huysuz. Sen benim hayatımdaki tek kadınsın ve hep öyle kalacaksın.''
''Biliyorum ama sen benim hayatımdaki tek erkek değilsin''
''Ne ?''
''Timothy'i unuttun mu ?''
''Tamam, kabul bu sefer tuzağına düştüm ''
''Kabul etmende iyi bir şey sanırım. Neyse ne yapıyorsun''
''Bir delinin en deli ihtimali yüzde kaç diye bakıyorum''
''Melborn'dan bahsediyorsun galiba, uyku yetmedi bana yine uykum var o yüzden yatacağım o konuyu yarın konuşuruz'' dedikten sonra dudağına öpücük bırakıp odaya ilerledim.
Hava soğuk olduğu için pencereyi kapatıp yatağa doğru ilerledim ve kendimi uykuya teslim ettim.
Uyandığımda saat gece 3'ü gösteriyordu. David yanımda yatıyordu. Onu izlerken salondan gelen sesle irkildim. Ayak sesleri geliyordu ve gayet net duyulabiliyordu. Ayak sesleri giderek artmaya başladığında tırnaklarımı avcuma bastırıp korkumu azaltmaya çalıştım. Ama olmuyordu, işe yaramıyordu. Ses her saniye arttıkça daha da fazla korkuyordum. David'ı çekiştirmeye başladım. Uyanması gerekiyordu. Ayak sesleri artınca David'a bu sefer yumruklarla vurmaya başladım. Sesimin duyulmaması için kısık sesle uyanmasını söylüyordum ama işe yaramıyordu. Ayaklarımı hissedemez olmuştum. Lambayı yakamazdım. Yürüyecek gücüm yoktu. Şimdi bile yığılabilirdim. Yastığın altından David'ın telefonunu alıp, telefon ışığını açtım. David'a doğru tutunca ağzımdan çıkan tiz çığlığa engel olamamıştım. Yüzü bembeyazdı. Kendime engel olamayıp hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Ona ne olduğunu bilmiyordum. Kapı açılınca bu sefer diğerinden daha yüksek bir çığlık attım. Karanlık olduğu için kim olduğunu göremiyordum. Lambalar yanınca bir anda olduğum yerde sıçradım. Evimize nasıl girmişti. Deliler hastanesinden nasıl kaçmıştı. Neden buradaydı. Gözlerime bakınca, yine o korku içimi kemirmeye başladı. Suratı eski haline dönmüştü saçları eskisi gibi daha fazlaydı. Buraya nasıl girmişti ki. Bana biraz baktıktan sonra üzerime doğru yürümeye başladı. David'a daha fazla yaklaştım. Hem ağlıyor hem de ondan kaçmaya çalışıyordum.
Hıçkırıklarım yüzünden yorgun çıkan ağlamaklı sesimle
''Lütfen yapma, lütfen'' diye bağırıyordum. Beni dinlemiyordu. Sadece sırıtıyordu. Timothy neredeydi. Ya ona bir şey yaptıysa, tanrım yardım et. Kırık çıkan sesime aldırmadan bağırmaya devam ettim. David'ın üzerinden geçip yataktan indim. O şimdi David'ın yanına -benim yattığım yere- gelmişti. Elindeki bıçağı görünce daha şiddetli bağırdım.
''Lütfen biri yardım etsin, lütfen !'' diye bağırırken elindeki bıçağı David'ın ağzına sapladı. Şaşkınlıkla olanları izliyordum. David'ın ağzından çıkan kırmızı sıvıyı görünce olduğum yerde donakaldım. Ayaklarım bedenimi taşıyamayınca dizlerimin üzerine düştüm.
''DAVİD..!'' DİYE BAĞIRDIM. Ses vermiyordu. O ölmüştü. O artık yoktu. Hıçkırarak ağlıyordum.
Melborn elinde bıçakla bana döndü. Artık bir şey yapamazdım. Öldürmesini bekleyip, başımı eğdim. Umurumda değildi hiçbir şey. Elimdeki kanlı bıçağı görünce, boğazıma inen yumrukla sarsıldım. Üzerimdeki kanlar David'ın kanıydı. Melborn'a doğru döndüm. Elindeki bıçak ve kanlar yok olmuştu. Tertemizdi. Kapıdan girdiği gibiydi. Bana doğru baktı.
''Katilsin, Julie. '' deyip kapıdan çıktı. Elimdeki bıçağa odaklanmıştım. Ağzımdan çıkan donuk tek bir cümle vardı.
''Katil değilim ben''
(Emeğe saygı açısından vote verip yorum yaparsanız sevinirim :D )
ŞİMDİ OKUDUĞUN
EVLATLIK
Mystery / ThrillerAnnelik duyguma sahip çıkamayıp çocuk edinmiştim. Hepsi benim hatamdı. Belki de vazgeçseydim tüm bunlar başıma gelmeyecekti. Yoksa tüm olanlar kader miydi ? David hepsi benim hatam umarım beni affedersin. Tanrı seni korusun.
