Yarım ruh

88 9 0
                                        

Lucy ve Ginger kapıdan sessiz ve üzgün bir şekilde çıktılar.

Parka gidene kadar hiç konuşmadılar. İlk konuşan Ginger oldu.

'Kehanet. Ne kehanetinden bahsediyordun sen?'

'Önce senin anlatman gerekiyor bence. Bir sürü şey yapmışsın sonra da ortadan kaybolmuşsun. Anlat.'

'Tabi ama nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum.'

'Ne farkeder bu çılgınlığı nasıl yaptıysan öyle anlat işte.'

'Bak aslında ne yaptığımı ben de bilmiyorum biraz deneysel bir büyü ile oldu.'

'Deneysel? Rosie bize ve ırkımıza kızmakta haklı. Çünkü biz sonunun ne olacağını bilmeden, hiç düşünmeden hareket ediyoruz.'

'Bak ne deseniz haklısınız ama beni de anlamaya çalışın biraz. Sevdiğin birinin yok olmasına izin verirmiydin sen?'

'Tamam devam et lütfen.'

'Biz büyülü dünyada yaşarken ölen cadıların ruhlarını kristal bir şiseye koyardık. Ailenin diğer fertleri o şişeyi korur ve evlerinin bir köşesinde tutarlardı.

İstedikleri zaman şişedeki ruhla konuşur ondan akıl alırlardı. Kitap sayesinde dünya'ya geldiğimizde hiç birimiz neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk.

Sonra liderlerin başına gelenler hepimizi çok korkuttu. Herkes dört bir yana dağıldı. O zamanlar çok küçüktüm ne olduğunu bile anlayamadım. Ablamla birlikte yeni bir hayat kurmak üzere diğerlerinden ayrıldık.

Ablam benim her şeyimdi. Onu kaybettiğimi öğrendiğimde mahvoldum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Eskiden olduğu gibi ruhunu kristal bir şişeye mi koymalıydım yoksa insanların inandığı gibi öteki tarafa gittiğini mi düşünmeliydim.

Bak öteki taraf diye bir şeyin olup olmadığını bile bilmiyordum. Kimsem yoktu. Annemin kristal şişeside büyülü dünyada kalmıştı. Bir karar vermem gerekiyordu. Ben de geleneklerimize bağlı kalmaya karar verdim.

Bir kristal şişenin içine ablamın ruhunu koymaya çalıştım. Bir sorun oldu.
Ablamın ruhunun tamamını şişeye koyamamıştım. Yani anlayacağın ruhunun yarısını bulamadım.

Yıllarca araştırdım. Diyar diyar gezdim. Bulabildiğim bütün cadılarla konuştum. Kimsenin bu konu hakkında bir bilgisi ya da fikri yoktu.

Biliyorsun ablamın ölümünün ardından bir konsey kuruldu. Ben de konseye gitmeye karar verdim ama içimdeki bir şey beni sürekli oraya gitmekten vazgeçirdi.

Yapacak bir şeyim kalmamıştı. Ben de ablam için bir beden aramaya başladım. Yaşayan birinin bedenine ruhu koymaya çalıştım işe yaramadı. Zaten olmayacağını tahmin etmiştim. Sonra yeni ölen insanların mezarlarını açtım tekrar denedim. Ne yaparsam yapayım işe yaramıyordu.

Ama pes etmedim. Yüz yıllar geçti umudum azalmaya başlamıştı ki bir mucize oldu.

Ölü insanlara yakın olabilmek için hemşire olup bir hastanede çalışmaya başladım. Bir mart akşamı hamile bir kadın getirdiler. Erken doğum olayı.

Bebek sorunsuz anne karnından çıktı ve küveze kondu. Ama doktorlar yaşama olasılığının az olduğunu söylediler. O an kadına çok üzülsemde elime daha önce geçmemiş bir fırsat olduğunu anladım.

Eğer bu bebek doğduğu gün ölürse belki ablamın ruhunu bu bedene bağlayabilirdim. Sabırla bekledim.

Saat on bir civarlarında bebek hayatını kaybetti. Kimseye bir şey söylemedim. Ruh bağlama büyüsünü yaptım. Bu sefer şans benden yanaydı. İşe yaramıştı.Nasıl olduğunu sorma hiç bir fikrim yok.

Ama sana şu kadarını söyleyebilirim Rosie tam bir insan değil. Asla da olmaz. Yarım ruhlu biri o.
Neyse işte böyle oldu her şey sıra sende.'

'Tamam anlatacağım...'

PADAMRAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin