Gözlerimi açtığımda Jack'in huzur içinde uyuyan yüzüyle karşılaştım.
Elimde olmadan gülümsemeye başladım. Ona bakmak bile içimde bir şeylerin uçuşmasına neden oluyordu.
Yatakta dönüp komidinin üstündeki saate baktım. Saat dokuza geliyordu.
Kalkma vakti geldi demek oluyor bu.
Huysuz ve yorgun bir şekilde yatakta oturdum. Memnuniyetsiz bir ifadeyle odaya göz attım. Neredeyse on iki yaşımdan beri odam bu haldeydi.
Eşyalara göz gezdirdim. Senelerdir her gün gördüğüm bu eşyalar baktıkça yabancı gelmeye başladı. Sanki bu eşyalar geride kalan ve asla aynı olmayacak hayatımı yansıtıyorlardı.
Bu odadaki her eşyayı annemle birlikte seçmiştik. Odayı dekore etme işinde benden daha hecyanlıydı. Gözlerimden bir damla yaş süzüldü.
Ben mutlu anılarımı hatırlayıp hüzünlenirken Jack kıpırdanmaya başladı. Toparlanıp yavaşça arkamı dönüp ona baktım. Sevimli bir şekilde sırıttı.
'Pazar sabahı acelen ne?' dedi ve beni kendisine doğru çekti. Kalp atışlarım hızlandı. Vücudumun ısınmaya başladığını hissediyordum.
Jack'in yüzünü muzur bir ifade aldı. Beni kendisine doğru iyice çekti ve...
Ve hiç bir şey olmadı çünkü Lucy pat diye odaya girdi. Refleks olarak geriye sıçrayınca yataktan yere düştüm. Hemen toparlanıp ayağa kalktım.
Lucy yaramazlık yapan iki çocuğu suç üstü yakalamış bir dadı edasıyla odanın ortasına kadar geldi.
'Siz ikiniz David uyanmadan toparlanın yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim.' dedi ve havalı bir şekilde odadan çıktı. Lucy'nin ardından mutsuz suratlı Jack de odadan ayrıldı. Bende eski eşyalar ve anılarla başbaşa kaldım. Biraz önceki heyecan ve sıcaklık bir anda gitti ve yerini kasvete bıraktı.
Hemen üstümü değiştirip yüzümü yıkamak için bonyoya gittim. Aynadaki yansımam acınası bir şekilde bana bakıyordu. Görünüşümde bir değişim olmasa da on yıl yaşlanmış gibi hissediyordum. Tam banyodan çıkarken gözüme lavobonun kenarında duran salyongoz kabuğu dikkatimi çekti.
Bu kabukları kim buraya koyuyor. Yeter artık etraftan kabuk toplayıp atmaktan bıktım. Kabuğu hırkamın cebine koyup mutfağa indim.
Sofra tüm şaşasıyla hazırdı. Lucy'nin bu sofra için büyü kullandığına eminim. Bütün ev halkı sofradaydı. Cebimdeki salyangoz kabuğu aklıma geldi ve kabuğu çıkatıp masaya koydum.
Lucy salyangoz kabuğunu gördü an çığlık atmaya başladı.
'Uzak tutun bu yaratığı benden.'
Lucy'nin verdiği tepkiye hepimiz şaşırdık. Okto isminde bir bukalemunu var ama içi boş bir salyangoz kabuğundan korkuyor. Tuhaf kız.
Ben bunları düşünürken Lucy kızarmış yüzüyle bağırmaya devam etti. David güldüğünü belli etmemeye çalışarak kabuğu camdan dışarı attı.
Lucy kendini toparlamakta zorlanıyor. Gerçekten çok korktu. Aklıma rüyamdaki Isabel geliyor. O da salyangoz kabuğunu gördüğünde korkuyordu.
Lucy kendine gelince bir açıklama yaptı.
'Salyangozlar cadıların büyüsünü engellerler. O yaratığı görmek bile büyümüzün zayıflamasına neden oluyor.'
'Ben bu kabukları evin içinde buluyorum ve kim koyuyor diye soracaktım sadece.' dedim.
Konu açılınca kabukları kimsenin koymadığı ortaya çıkıyor. Peki nereden geliyor bunlar. Kabukları bulmaya başladığım zaman rüyalarım da başlamışdı. Acaba bunların hepsi bir bağlantılı mı?
Daha fazla dayanamıyorum ve bir aydır gördüğüm rüyaları, bulduğum salyangoz kabuklarını, camdan gördüğüm ya da gördüğümü sandığım silüyeti bir bir anlatıyorum.
Lucy hariç hepsinin suratında bir terslik olduğunu biliyorduk ifadesi vardı. Lucy ise şaşkınlık ve ilgiyle dinliyordu.
Anlattıklarım bittikten sonra David bana şevkatle sarıldı. Lucy yutkundu sanki kelimeleri toparlamaya çalışıyor gibi gözüküyordu.
'Rosie bu rüyayı neden gördüğünü bilmiyorum ama rüyanda gördüğün olay gerçekten yaşandı. Isabel ve ailesi gerçek.'
...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
PADAMRA
FantasyBüyülü bir dünyanın kapılarını aralayın. Vampirler, cadılar , ölüler, deniz kızları, orman perileri ve bir de yasak kitap PADAMRA. tüm hakları saklıdır.
