Artık kafayı yemek üzereydim.
Tamam deli olmayabilirdim ama burası beni deli ediyordu.
Tam tamına buraya kapatilalı 2 hafta geçmişti.
Sürekli getirilen haplar ve iğneler artık beni yoruyordu.
Her doruğun ölmediğini söylediğimde,
Hemşirenin hiç acımadan o öldü demesi ve benim kabul etmeyip üsteleyip sinirlenmem üzerine sarı renkli bir iğne vuruyordu.
Sonrasındaysa kendimi bu hapis gibi olan odada uyuya biliyordum.
Doruk ölmemişti..
Ama herkes onun öldüğünü söylüyordu.
Babam ve kızları o kadar hemşireye çağırtmama rağmen gelmemişlerdi...
Yada babam olacak adam onların gelmesini engelliyordu.
Kapının açılması ile otarafa döndüm,
Yine o içine ilaç kattıkları yemekleri getirmişlerdi.
Sinirle yemek tepsisini alıp duvara fırlattım.
Ben deli değildim.
Bakıcının hemen yardım çağırması üzerine gelen erkek bakıcı ve elindeki sarı renkli olan iğneyi koluna batırması ile ilk önce ayakların uyuştu, daha sonra ayakta duramaz hale geldim.
Erkek bakici beni kucaklayıp yatağa bıraktı.
Daha sonra her iki bakicida odadan çıktılar.
Hareket edemiyordum.
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Ben bunu haketmemiştim.
Ben deli sıfatını almayı,
Buraya kapatilmayı,
Doruktan uzak kalmayı hak etmemiştim.
****
Nezaman kapadigimi bilmediğim gözlerimi açtım.
Çok yorgun hissetmeye rağmen masada duran kagir kalemi elime aldım.
Ve yeniden doruğa yazmaya başladım.
"Dışarıda soğuk ve rüzgarlı bir gün var, karanlık etraf ,
Zaman dondu sanki...
Umudum kum saatimdeki kumun hepsinin bir tarafa toplanmasına az kaldı.
Ben hala senin gittiğin gündeyim doruk!
Orda sıkışıp kaldım.
Ne ileri görebiliyorum nede beri...
İyiyim diyemem umudum gittikçe azalıyor...
Hergüne umutla değil,
Yine birşeyimi yitirerek başlıyorum.
Tutsak edildiğim bu "Düşünce " hapishanesinde seni düşünmekten başka birşey yapamıyorum.
Kimsenin inanmadığı gerçeğe ben kendimi inandırıyorum.
Çünkü sen beni bırakıp gitmesin ki...
Ama her gelmediğini gün biraz daha azalıyorum.
Biraz daha içimdeki boşluk büyüyor.
o boşlukta kaybolmakta kaybolmaktan korkuyorum.
Korkuyorum doruk,
Gerçek olmasından,
Seni kaybetmekten..."
Hıçkırıklar arasında kağıtı katlayıp, diğerlerinin yanına koydum.
Göz yaşlarımı durduramıyordum.
Korku öyle bir şeydi ki!
Birsürü kkorku türü vardı.
Benimkisi ise 'Kaybrtme' korkusuydu.
Hıçkırıklarım devam ederken,
Duvar dibine çöktüm.
"O ölmedi!"
Agızımdan dökülen sözcükler bunlardi.
İçeriye bakicinin girmesi ile kolundaki moralin ağrı ve havalanmam daha sonra yatağa konulmam...
"Ölmedi!"
"Ölmedi!"
"Ö..ölmedi!"
"Öl-me-di!"
Sayiklamamın ardindaki karanlık ve benim yine hapis oluşum....
ŞİMDİ OKUDUĞUN
TEHLİKE
Romance@Tüm haklar yazar'a aittir. Bedenlerimiz ayrı topraklardaydı, uzaktaydı ama ruhumuz dip dibe ve yakındı. Ruhumu onun ruhuna karıştırdım. Bedenlerimiz gibi onlarda ayrılmasın diye. Ruhum onun olmayan omzunda uzanıyordu.Olmayan elleri ile okşuyordu...
