Artık bahçeye çıkma iznim vardı.
Sonunda o hapis olan odadaki soluduğum nefesin daha yenisini soluyabilecektim.
Oturduğun banktan öylece yaşlılara bakıyordum.
Kimi resim çiziyor, kimi ise şarkı söyleyip kendi hallerinde dans ediyorlardı.
Ayağa kalktım.
Uzun yürüş yolunda biraz yürümeye karar verdim.
Sonra yanıma gelen hemşire ile olduğum yerde durdum.
"Derinciğim arkadaşların geldi"
1 aydan Berri daha yeni geliyorlardı.
Hemşireyi takip ettim.
Kahve rengi kapısı olan, bir odaya girdim.
Kızlar hemen ayağa kalktılar .
Gelip bana sıkıca sarıldılar.
Bende tepki vermiyordum.
****
Artık beni iyleştiğim kanaatine varıp hastaneden çıkarmışlardı.
Şimdi ise arabada beni bir yerlere götürüyorlardı.
Araba kısa bir süre sonra durdu.
İlk önce ben indim.
Kalbimde bir ağrı belirmişti, nefesin kesiliyordu sanki...
Kaçmak için arkamı döndüm, ama pek başarılı olamamıştım.
Rüzgarın beni sürükleyerek çekmesi sonucu ilerlemek zorunda kalmıştım.
***
Gözlerimi açmaya korkuyordum.
"Derin gözlerini aç!"
Rüzgarın sert kamutu üzerine gözlerimi açmadan önce istemesemde 1 damla yaş süzülmüştü.
Daha sonra yavaşça gözlerimi açtım.
Hıçkırıklarımı kontrol edemiyorum.
O soğuk taşta benim Doruğumun ismi yazıyordu.
Arkama bakmadan koşmaya başladım.
Arkamdaki bağırtıları umursamadım yine bana oyun oynuyorlardı. O ölmemişti. Ölemezdi...
****
Nefesimi kontrol etmek için durdum.
Yanda duran banka oturdum.
Bir süre sonra burnumdaki bez ve gözlerimdeki bulantı ile her yer siyaha döndü.
****
Gözlerimi başımdaki ağrı ile açtım.
Yumuşak bir yatakta yatıyordum.
Yataktan hızla doğruldum.
Burası bana yabancıydı.
Hızla kahverengi kapıdan çıktım.
Merdivenleri bulup aşşağıya indim.
Etrafıma bakıyordum ama hiçbirşey tanıdık gelmiyordu.
"Uyuyan prensesim uyanmış. Günaydın prenses!"
Hızla arkamı döndüm.
Sarı saçlı ve yeşil gözlü olan bu çocuğu daha önce hiç görmemiştim.
Ama sesi belirsiz bir şekilde tanıdıktı.
"Sen kimsin?"
Dedi.
"Sevgilim beni tanımaman normal! Ben Emir sana mesaj atıyordum. Engeli yok ettiğimde karşına çıkacağım diye "
O anda kalbime giren ani ağrı ve nefesimin düzensizleşmesine üzerine bütün her şey beynime akın etti.
Bana doğru adım atıyordu fakat ben hareket dahi edemiyordum.
Etrafıma baktım.
Siyah çelik kapı ve üzerindeki anahtara verdim dikkatimi.
Üzerimde hissettiğim baskı ile demirin bana sarıldığını anladım.
Gözüm belindeki silaha ilişti.
Buradan çıkmalıydım.
Emirin kasıklarına sert bir tekme geçirip silahı aldım. Kapıya doğru koşup kapıyı açıp evden çıktım.
Etrafımda sadece orman vardı. Hızlı hareketlerle ormana doğru koşuyordum.
Adımı duymam ile arkama döndüm.
Emir tam arkamdaydı.
Ayağımın takılması ile yere düştüm.
Silahı alıp ona doğru tuttum.
"Derinim indir o silahı. Bak doruktan da kurtulduk artık beraber olabiliriz."
Kendimi inandırdığım gerçeğin yalanlığına bir oy daha eklenmişti. Bu oy herşeyi değiştirmişti.
O mezar, rüzgarların üzerindeki kan, o evdeki kadınlar hepsi doruğun öldüğünün bir gerçeğiydi.
Hemde kalbimin katili karşımdaydı.
Benim yüzümden Doruk ölmüştü.
Ben ona zarar veriyordum. Tıpkı bir sigaranın insana verdiği zarar gibi...
Silahı kendime doğru doğrulttum.
"Hem de kalbine sıkmış" rüzgarın dediği şey üzerine silahı kalbime doğrulttum.
'Geliyorum sevgilim.."
Kuşların sesli bir şekilde uçmalarından ,
"Derin" diye adımı haykıran katilden başka bir şey görmeden kapanan gözlerimle karanlığa kalıcı olarak "merhaba " dedim.
Umutsuzca yazdığım son sayfam.
Sigara ve içkiler yok artık!
Kum satimde tek bir kum tanesi bile kalmadı.
Kendimi inandırdığım oyunun gerçek yüzü acı oldu. Benim yüzünden doruğun ölmesi düşüncesine inanmadım.
Bugün o mezarı gördükten sonra inanıyorum artık.
Ben ona, Doruğa zarar vermiştim.
Bir sigaranın insana verdiği zarar gibi...
Kabullendi artık yüreğim, almayan aklıma aldırdım bu gerçeği.
Ölüm gibiydi, soyutlaşmak gibiydi, çölde susuz kalmak gibiydi...
Kendi içimdeki boşlukta kayboldum.
Çıkış yolum yok!
Son olarak geleceğim yok!
Sevdiğim adamla gömüldü.
Her insanın ölüm vakti zamanında gelir.
Ben azrailimi kendim çağırıyorum.
Yaşamak istedim ama kalpsiz yaşanmaz.
Bu sondu, onsuz aldığım son nefesti, onu beklerken onsuz kapattığım gözlerimin son kapanışıydı, onsuz gülümsediğim son gülümsememdi. En önemliside onsuz atan kalbimin son atışıydı.
Ve yerleştirilen bomba patladı. Geriye sadece paramparça iki yok oluşun hikayesi kaldı.
Ümit tükendi. Mutluluğa yaklaşmak için atılan her bir işaretin sonuncusu atıldı takvime bugün mutluluk günüydü, bugün kavuşma günüydü, bugün kayıp edilen bir bütünün diğer bütüne kavuşma günüydü.
Ama bugün son gündü...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
TEHLİKE
Romance@Tüm haklar yazar'a aittir. Bedenlerimiz ayrı topraklardaydı, uzaktaydı ama ruhumuz dip dibe ve yakındı. Ruhumu onun ruhuna karıştırdım. Bedenlerimiz gibi onlarda ayrılmasın diye. Ruhum onun olmayan omzunda uzanıyordu.Olmayan elleri ile okşuyordu...
