Mutluluğun Tuhaf Gelişi

6.9K 257 19
                                        

                                     MUTLULUĞUN TUHAF GELİŞİ

 Geri dönüp ona bakmamak için direndim. Sonunda iç savaşımı kaybederek döndüm. A-ha! Haklıydım. O da bana bakıyordu ve döndüğüm an gözlerini kaçırdı. Diğer tarafa çevirdiği kafasını sıraya koydu. Aptal! Önüme döndüm ve onu taklit ederek başımı cam tarafına çevirdim. Neyse, en azından yarı yıl tatili yaklaşmıştı. Ne alaka şimdi? Bilmiyorum. Fok balıkları, kurbağalar, fasulyenin faydaları. Bu üç kelimeyle bir hikaye oluşturayım da vakit geçsin.

 Evet, zil çalana kadar kendi iç saçmalıklarımla baş başa kalmıştım.


  Zil çaldı, ziller çaldı. Hiç bir araya çıkmadım. Öğleni bekledim ve derslerde uyukladım. Ama Mete de çıkmamıştı. Biliyorum, çünkü sınıfa giren çıkanı görebilecek konumdaydım. Yine de dönüp bir daha bakmadım. Sürekli hareketlerimi izlediğini tahmin edebiliyordum. Ha ha, bu yüzden depresif takılıyordum ya zaten. Belki merak eder de gelir sorar diye. Yine zehir gibiyim.

  Sonuç olarak, taktiğim işe yaramadı. Bu beni kırmadı dersem çarpılabilirim. Eskiden olsa Mete meseleyi dibine kadar sorgular o çocuğu bir güzel benzetirdi. Tamam, biraz zor benzetirdi ama takviye kuvvet alabilirdi değil mi? Tabi. Neden bunları düşünüyorum ki? Eskiyi düşünmemeye karar verdim. Ben böyle düşüncelerde bocalarken sağ olsun Fatih kurtardı beni.

  "Karadeniz’de donanman mı battı Eva?" Başımı kaldırdım, arkasını dönmüş bana bakan Fatih'e baktım. Yakın arkadaşlarımdan biriydi. Tipsizim benim ya. Ama gözleri yeterdi, maviş maviş. "Sus Fatih, seninle konuşamam depresyona girmem gerekiyor, dön önüne." Güldü. "Tamam, anladım, anlatmak istersen omzuma çökebilirsin." Evet, çocuğun omzu gerçekten çürümüş olabilirdi. Arkasını dönmesini istediğimde pekte kibar sayılmayacak şekilde omzuna, sırtına rastgele geçirdiğim bir gerçekti. Düşündüm de, sanırım onlara haksızlık ediyordum. Tamam, Mete'nin yerini kimse tutamaz ama onlar da beni her şeyimle kabullenmişlerdi. Seviyor, seviliyordum. Sana ihtiyacım yok Mete, umurumda değilsin.

  Sonunda öğle arasını haber veren zil çalınca, hiçte depresif birinden beklenmeyecek hızda sınıftan çıktım. Önce Derya'yı halletmeliydim, yoksa bana günlerce trip atabilirdi. Yukarı çıktım ve onu aramaya başladım. Nereye kaybolmuştu bu kız? Ağzımdan ufak bir çığlık kaçtı. Evet, arkadan sırtıma zıplayan başka yaramaz olamazdı değil mi? Döndüğümde kıkırdayarak bana bakan Derya’yı gördüğümde tahminimde yanılmadığımı anladım.

  “Nedir bu enerji Derya? Güzel haberler versen iyi olur çünkü depresif takılayım derken gerçekten depresyona girmek üzereyim!” Kıkırdamaya devam ediyordu. Havaya bakıp utangaç hareketler falan. Olamaz. Yine Deniz’le şu çok çok romantik anlarından birini yaşamış olmalıydı. Alt dudağımı sarkıttım. “Tamam, aşırı romantik ve aslında bu dünyaya ait olmayan senin yakışıklı meleğin Deniz Bey yine ne yaptılar.” Tabi ki sormamı bekliyordu, çığlık attı. “İnanamayacaksın Eva! İnanamayacaksın! Sana en ince ayrıntısına kadar anlatacağım ama kahretsin, vaktim yok. Bunu birilerine anlatmak için yanıp tutuşuyorum ama ilk senin öğrenmeni istiyorum!” Sanırım her zaman ki sıradan sürprizlerinden değildi. Tamam, merak etmiştim. Kızın heyecanına ortak olmalıydım. Arkadaşlar bunu yapar değil mi? “Hey! Ne oldu hemen bir trailer geç!” İstediği tepkiyi alınca yerinde zıpladı. “Bana bu gece çok çok büyük bir sürpriz yapacakmış! Ve ne dedi biliyor musun? ‘Önünde eğilip açacağım küçük kırmızı kutuya uygun bir şeyler giy.’ Evaaaaaa! Heyecandan öleceğim!”

  Vay canına, demek teklif edecek. Üzgünüm tatlım, buna senin kadar şaşıramayacağım dört senedir çıkıyorsunuz. Ah ne vıcıklıklar çektik bu dört sene boyunca bir biz biliriz. Zaten isim uyumlarına kopardıkları yaygaradan okulun popüler çifti olmamaları imkansızdı. Onlar Deniz ve Derya’ydı. Zaten herkes böyle bir son bekliyordu. Tabi ki bunları ona söylemeyecektim.

AYAZBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin