GÖVDE GÖSTERİSİ
O gün anladım. Mete benim sevgilim değil. Mete benim dostum değil. Mete benim kardeşim değil. Mete, benim… Gerisi mühim değil.
O gün bazı şeyleri aştığımızı hissettim ben. Ne alışkanlık ne sevgi ne aşk ne tutku ne bağlılık… Birbirimizi bir bütün edişimizi hiçbir kelime açıklayamazdı.
O gün rahatsız edici tek bir duygu kırıntısı olmadan yalnızca birbirimizin varlığını hissederek birlikte uyuduk. Birbirimize ihtiyacımız vardı ve birlikteydik.
Biz kardeşliğin, kimsenin daha görmediği bir versiyonundaydık bence. O sadece beni başkasıyla paylaşmak ya da kaybetmek istemedi. Bu yüzden sevgili olmak istedi. Bunu görebiliyordum, beni ne kadar çok sevdiğini… Onu tanıyordum.
Mete’ler babaannesinin defni için memleketlerine gittiklerinde ben de hafta sonu anneme sımsıkı sarıldım. Görmediği ilgiyi göstermekten bahsediyorum. Kadın bir ara bilmediğim bir hastalığım var ve ölecek miyim diye sordu. Ne yapayım? İster istemez onu kaybetsem ne yaparım düşüncesi beynimin duvarlarını eşelemişti.
Bu böyledir, bir insan sevdiği birini kaybeder ve empati kurarsın. Sevdiklerine sımsıkı sarılırsın. Yarın yine alışır ve onu kaybedebilme ihtimalini unutursun. Bu böyledir, KAYBETMEDEN ASLA ANLAMAZSIN…
Pazartesi günleri yatağın çekim kuvveti diğer günlere oranla beş kat daha mı fazla? Yoksa bana mı öyle geliyor? Bilmiyorum, ama kesinlikle benim sevgilim yatağım. Uykuma aşığım. Yastık yorganıma hasta… İşte duygusal dünyamın özeti. Uyku sersemiksel saçmalıklarımı beynimin arka raflarına kaldırdım ve hüzünle sevgilimden ayrıldım.
Sıradan sabah rutinimi gerçekleştirip okul yoluna düştüğümde aklımdaki tek düşünce bugün okulun ne kadar sıkıcı olacağıydı. Zaten Mete birkaç gün gelemeyecekti okula. Bu da demek oluyordu ki ben bu birkaç gün boyunca Engin’le imtihan olacaktım. Daha erken bir tarihte kendine yeni bir oyuncak bulmasını dilemekten başka şansım yoktu sanırım. Neyse, şu monoton hayatımda en azından Bay Buz’un duvar yazısını merak edebiliyordum değil mi? O da olmasa hayatımda ilginç ne kalacaktı?
Yani, şimdi hayatımın tüm ilginçliğini kaybettiğini kabullenmeli miyim? NEREDE EVAYAZ! Ruhsal çöküntü yaşıyordum adeta. Eskiden eserimizin bulunduğu duvarda temiz görüntüsünden yeni olduğu belli boya izleri vardı. Kim yapabilir bunu? O olamaz herhalde, olamaz değil mi? Moron geri zekalısı! Her kimse götten bacaklı bir idiot olduğu kesin! Moralimi daha Engin’le yüzleşemeden eksilere indiren kişiye en orijinal küfürlerimi sıraladıktan sonra hışımla okula yürüdüm.
Neden bu kadar sinirlendim? Bilmiyorum. Ama bunu yapanı bulsam, kafasını musluk altına tutar boğulana kadar çıkarmaz ve ölümünü zevkle izlerdim. Fantazik cinayet planlarımı başka bir krizime erteledim ve erken gelmenin rahatlığıyla sınıfa girdim.
En ön sırada inekleyen İsmail ve arka sıralarda dedikodu yapan birkaç kız dışında kimse yoktu. Sırama oturmadan İsmail’in önünde durdum. “Hey İsmail, önüne bir şey dökülmüş. Gerçekten çok pasaklısın.” O sözlerimin doğruluğunu teyit için önüne bakarken burnuna vurdum. Kahkahalara boğuldum. Bu çocukla uğraşmayı seviyordum çünkü her seferinde yiyordu böyle şakaları. HER SEFERİNDE. Ben gülerken o alınganlık ve sinirle harmanlanmış bakışlarını gözlüklerinin üzerinden bana yolladı. Yanağından makas alıp sırama geçtim. Benden ölümüne nefret ediyor olmalı ama ben onu seviyordum. Güldüm.
Neyse ki ani duygu değişimlerimin bazen böyle işe yaradığı da oluyordu. Mutlu hissediyordum işte. Ama tabi ki uzun sürmedi. Çünkü bu mutluluğun en fazla on dakika süreceği düşüncesi beynimin merkezinden bana el sallıyordu. Düşüncelerim bazen gerçek bir sürtük olabiliyor. Kolumu kafamın altına yastık yaparak dışarıyı izlemek üzere yatışa geçtim. Engin gelene kadar huzuru arayacaktım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AYAZ
Novela JuvenilHarika bir dostluk, Araya giren farklı duygular. Nereden geldiği belli olmayan bir serseri... Gördüğünde içinin ürperdiği o soğukluk; AYAZ... Bir kaybedişin hikayesi... Buz tutmuş kalplerin dahi titremesine sebep olacak.
