SARHOŞ BELA

101 36 12
                                    


Eve geldiğimde Arel'in anahtarıyla kapıyı açıp içeri girdim. Arel akşama kadar gelmeyecek gibi gözüküyordu. O yüzden bu yalnızlığımın rahatlığını çıkaracaktım.

Arel'in anahtarlarını masanın üzerine bırakıp üst kata çıktım. Yanımda getirdiğim siyah bornozumu ve siyah baş havlumu aldım. Şampuanımı da alıp banyoya girdiğimde kendimi uzun zamandır olmadığım kadar rahat hissetmiştim.

Küveti açıp suyu ayarladıktan sonra üzerimdekileri çıkarıp çamaşır makinasına yerleştirdim. Küvet dolunca kapatıp içine girdiğimde vücudumun üzerinde dolaşan gerginlik suya karışıp yok oluyormuş gibi hissediyordum. Küvetin yanında duran şampuana baktım. Arel'in şampuanıydı. Bir yanım onu koklamak istiyordu. Arel'in saçlarının kokusunu merak ediyordum, o yanım baskın düşerken şampuan kutusunu elime alıp açtım. Koku burnuma dolarken istemsizce gözlerimi kapattım. Ne kokusuydu bu? Çikolata? Yaptığım şeye karşı mantığım bas bas bağırırken sonunda ona uyup kutuyu kapatarak aldığım yere bıraktım. Bu doğru değildi. Arel benim için bir yabancıydı. İntikam bittiğinde gidecek, kendime yeni bir sayfa açacaktım ve bu sayfada Arel'in izi dahi olmayacaktı.

Sudan çıkıp bornozu üzerime geçirdim. Saçlarımı saç havlusuyla kurutup bornozun üzerine bırakarak banyodan çıktım. Giyinmek yerine mutfağa indim. Kahve makinasına bardağı yerleştirip sade kahve tuşuna bastıktan sonra kalçamı tezgâha yaslayıp yere kadar uzanan mutfak penceresinden dışarıyı izledim. Sonbaharda olmamız Arel'in küçük ama mükemmel görünen bahçesine ayrı bir güzellik katmıştı.

Kahve makinesinden gelen sesle kahveyi elime alıp mutfak kapısına yöneldim. Aniden gördüğüm siluet ile ağzımdan kopan çığlığa engel olamadım. Bir iki adım gerileyip kahveyi masaya bıraktıktan sonra kocaman açılmış gözlerimle perdenin arkasından kaçmayı başaran şaşkınlığın konduğu gözlere baktım.

"Sen..." Kelimeleri yan yana dizip bir cümle haline getiremezken Arel'in âdemelması aşağı yukarı hareket etti, yutkundum.

"Ü-Üşüyeceksin-" O cümlesini tamamlayamadan siyahlığı ağırlayan gözlerim, daha fazla bedenimi taşıyamayan bacaklarım yüzünden yere düşecekken kollarının arasına düştü. Aramızdaki kumaş parçasına sığınarak kendimi ona bıraktım. Ayakta durabileceğime emin değildim. Başım dönüyor, kilometrelerce yol yürümüşüm gibi bacaklarımın üzerinde duramıyordum.

Gözlerimi kırpıştırdığımda Arel'in katran mavisi gözleriyle buluştu gözlerim. Ama bulanıktı. Tam olarak seçemesem de mavi gözleri tanıyabiliyordum. Gözlerimi kırpıştırıp bunun işe yaramayacağını fark ettiğimde kapadım gözlerimi. Bir süre sonra açtığımda daha iyiydim. Başım artık dönmüyor, diz kapaklarımdaki ağrı çekilmişti. Uzandığım koltuktan doğrulup önümde çömelmiş Arel'e baktım. Benimle birlikte doğrulduğunda endişenin zerre tutunamadığı gözlerine baktım.

"İyiyim."

"Değilsin," dediğinde başımı iki yana salladım. Daha iyiydim. "Bela. Görmüyor musun? Yoksa görmek mi istemiyorsun? Bir bokluk var bu bayılmalarda!" Zorlukla yutkundum. Hastanelerden korkuyordum. Ablamın solgun bedenini gördüğüm morgun masasından, onu bizden alıp götürdükleri ameliyat odasından, onu kurtaramayan hemşirelerden, doktorlardan... Korkuyordum ama bunu Arel'e söylemek istemiyordum.

"Gitmeyeceğim," dedim zorlukla yutkunarak. Ayaklarımı koltuktan sarkıtıp ayağa kalktım. Gözlerimi Arel'in gözleriyle buluşturduğumda katran lekelerinin öfkenin zehrine gebe kaldığını gördüm.

"Bela, iyi görünmüyorsun."

"Arel. Gitmeyeceğim diyorum! Oraya gitmeyeceğim!" Söyleyeceği şeyi beklemeden koşarak merdivenlerden çıkıp odama girdim. Hâlâ bornozla duruyordum ve bacaklarımdan süzülen soğuk bütün bedenimi titretiyordu. Titremelerin sebebi soğuk değil. Üzerimi giyinip kuruyan saçlarımı rastgele bir topuz yaptıktan sonra yatağa uzandım. Yorganı kafama kadar çekip gözlerimle kapalı kapıyı taradım. Düşünmemeliydim. Düşünmemeliydim.

KATİLİN PEŞİNDE #wattsy2020Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin