KÖLE

46 12 10
                                    

Tam olduğunu düşündüğün yerden yarım bırakılıyorsun hep. Eksiklerinin tamamlandığını düşünürken beliriveriyor en derin çatlaklar. Sonra tek tek kanlı elleriyle çıkıyorlar, seni en güzel gülüşünden kıranlar. Kendi düşen ağlamaz, demişler eskiler. İnsanlar da ne zaman 'düştüm' desem yüzüme bir şamar gibi söylediler bu sözü. Ama hiç kendim düşmemiştim ki ben. Bir insan, kendi nasıl düşer bilmezdim ki...

Bilmezdim ama öğrendim. Karanlık bir gecenin gökyüzünü bir çift gözüne sığdırmış olan adam öğretmişti yine bana. İnsan kendi ayağına nasıl çelme takar, kendini en derin uçurumlara nasıl iter... En acı bir biçimde öğrenmiştim.

Çaresizliğin en derin kuyularına atıldığım an dudaklarımdan dökülen sözlerin, bir gün, bütün benliğimi etkisi altına alan bu adam tarafından yüreğime bir tokat misali ineceğini bilememiştim. Hayat, yine bilemediklerimden sınıyordu beni. Karanlık gecenin lacivert tonlarındaki uçsuz bucaksız gökyüzünü bana bir bakışı ile veren adam, o bakışla şimşekler çaktıracaktı çiçekler açan ruhumda.

Kara güllerini eken de oydu, toprağı ateşe veren de...

Suyun verdiği rahatlıktan kopup üzerimi değiştirdikten sonra çıktım. Eslem saçlarımı kurutmayı teklif ettiğinde reddetmeden makyaj masasının önündeki tabureye oturdum. Elleri saçlarımın arasında dolaşırken aynadaki yansımamıza baktım. Eslem, küçük annem olmuştu benim.

"Gitme istersen, çok geç oldu. Yarın gidersin," dediğinde Arel'in sözleri kulaklarımda çınladı. Başımı iki yana sallayıp gideceğimi söyleyeceğim sırada telefonuma gelen mesaj bildirim sesiyle konuşacaklarımı erteleyip mesaja baktım.

"Bu saatte gelmeyi düşünme, aptal bela. Yarın görüşürüz."

"Gerçekten dengesiz ya!" diye homurdandım sinirle. Eslem telefondaki mesaja bakıp kısa bir kahkaha attı. Ona aynadan attığım kötü bakışlarım gözlerine çarpınca dudaklarını birbirine bastırıp gülmesini durdurdu.

Eslem saçlarımı kuruttuktan sonra odasına gidince düşüncelerimden kaçmak için yatağa girip kendimi uykunun kollarına bıraktım. Düşüncelerin beynime sızmasına izin vermeden uyuya kalmıştım.

Sabahın ilk ışıklarında uyanıp üzerimi giyindim. Saçlarımdaki örükleri açtığımda doğal dalgalar halinde önüme dökülen saçlarıma baktım. Mis gibi kokuyordu! Aşağı inip Eslem'le kahvaltı yaptık. O işe gittikten sonra masayı toparlayıp sırt çantamı alarak evden çıktım. Yürüyerek gitmeye karar vermiştim. Biraz geç kalacak olsam da havanın güzelliği gerginliğimi üzerimden silip atıyor, tenimi okşayan rüzgâr ardında huzuru bırakıyordu.

Arel'in evinin önüne geldiğimde saat 18.00 olmuştu bile. Bana verdiği yedek anahtarı çıkarıp içeri girdim. Etraf çok karanlıktı. Lambayı yakıp odayı aydınlattığımda salondaki görüntü ile gözlerim hayretle açıldı.

Sehpanın üzeri boş içki şişeleri ve sigara paketleriyle doluydu. Odanın üzerinde ağır bir hava dolanıyordu ve koku çekilmezdi. Yüzümü buruşturup merdivenlere yöneldim. Aslında Arel'in sarhoş haliyle beni karşılayacağını düşündüğümde tedirgin olmuştum. Gitmeme fikri beynimde belirse de Arel'in boş yere bu kadar içmeyeceğini düşünüp bu fikri silip attım.

Arel'in odasının kapısını çaldım ama içeriden gelen takırtılar dışında hiç ses duyamıyordum. Derin bir nefes alıp odaya girdiğimde Arel'i yatağına yatmış içerken buldum. Üzeri çıplaktı ve dudaklarından firar eden içki çıplak göğsünü ıslatmıştı. Ayaklarım geri geri gitse de kendime hâkim olup ona yaklaştım.

"Arel?" dediğimde başını yana çevirip bana baktı. Beni gördüğünde gülerek doğruldu. Gülüşünde bir şey vardı, hoşuma gitmeyen bir şey. Kendini koltuğa atıp beni de yanına çağırdığında çantamı çıkarıp yere bıraktım. Yanına otururken ondan uzak bir köşeyi tercih etmiştim. Arel başını bana çevirip boynunu büktü biraz.

KATİLİN PEŞİNDE #wattsy2020Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin