MAVİ KELEBEK

61 27 8
                                    

Hep bir umut gerek nefes alabilmek için. Her zaman bir dalınız olmalı hayata, üzerinde umut çiçekleri açan. Umudunuzun dibini sıyırdığınızı hissettiğiniz anda size umudundan aşılayabilecek birisi olmalı. Emsali olmayan bir acı, umudunuzu orta yerinden kesip attığında, tam o kesikten sizi yeniden hayata bağlayabilecek biri olmalı. Gecelerinizde bile sizi yalnız bırakmayan, sesinizden iyi olup olmadığınızı anlayan insanlar var ya, onlar iyi ki var...

Gözlerim yeni bir sabaha açıldığında pusuya yatmış baş ağrım kendini belli etti. Dün geceden görüntüler beynimde belirdiğinde fiziksel acının arkasından ruhsal çöküntülerimde benliğime karıştı.

Ayaklarımı çıplak zeminde sürterek dolaba yöneldim. Üzerimi değiştirip, saçlarımı toparladıktan sonra merdivenlerden indim. Arel salonda masaya koyduğu dizüstü bilgisayar ile uğraşıyordu. Onu rahatsız etmemek için koltuğa oturup karşımdaki siyah ekrana çevirdim bakışlarımı.

"Kaçışın yok, anlat bakalım," deyip yanıma oturdu. Derin bir nefes alıp ona döndüm. Yüzüme bakmadan bile ne kadar şiş olduğunu hissedebiliyordum.

"Babam," deyip gözlerimi gözlerine çevirdim. "Başını belaya sokmuş yine. Borç aldığı adamlar annemi öldürmekle tehdit ediyorlar." Arel derin bir nefes verip arkasına yaslandı. Ellerini kafasının altında birleştirerek başını bana çevirdi.

"Ne yapmayı düşünüyorsun?"

"Bilmiyorum. Sanırım umudumun dibini sıyırdım artık," dediğimde doğrulup başını iki yana salladı.

"Umut tohumlarını nefes solukları eker, bela," deyip aramızdaki mesafeyi kapattığında geri çekilmek istesem de olduğum yerde kalmayı başardım. "Gördüğüm kadarıyla hâlâ nefes alıyorsun, demek ki umut var." Göz kırpıp geri çekildiğinde, yutkundum. Çok yanlış zamanda, yanlış hareketler yapıyordu.

"Annemi görmeye gideceğim. Sonra da..." Babamı aramayı düşünüyordum. Belki hesap soracaktım belki de yalvaracaktım. Hepimizin öldüğünü mü görmek istiyordu? Neden hep bedelleri biz ödüyorduk? Yorulmuştuk artık, hepimiz. Annem, bana artık bencil geliyordu. Aklını ablam ile gömüp, kaçmıştı acı gerçeklerden. Babam, o gerçeklerden hiç ders almamıştı zaten. Bütün acı, sorun, hüzün... Hepsi bana kalmıştı.

"Babanla konuş," deyince ona döndüm. Bunu yapmak istemediğimi anlamıyor muydu? Babama olan sevgim koca bir taş gibi üzerime yığılmıştı. Canımı yakıyordu ve buna engel olamıyordum. Ne sevgimi parçalayabiliyordum ne de o taşın altından kalkabiliyordum. "Adamların kim olduğunu öğren."

"Neden?" diye sordum içimde umut çiçekleri açarken.

"Yardımı dokunabilecek birini tanıyorum," dedi gözleri siyah ekrandayken. Hiçbir şey söylemeden gözlerimi makul manzarama çevirdim.

"Yirmi dokuz günde hayatım gerçekten de çok değişti," dedim alaylı bir tonda. Neredeyse bir ay olmuştu. Arel'le geçen koskoca bir ay...

"Değişim, kaçınılmaz bir son," deyip başını bana çevirdiğinde bende ona döndüm. "Seninle birlikte bu değişime ayak uydurabilenleri, asla kaybetme, güzelim. Yeni insanlarla tanışmak zor, her biri yeni düğümler. O yüzden hayatındaki değerli insanları kaybetme." Arel'in gözlerinde farklı bir şeyler görüyordum. Konuşmuştu ama sözleri kulaklarımdan ileriye gitmemişti. Katran gün ışığını görünce kaçmış gibiydi. Sadece maviler hâkimdi ve gözlerinde kelebekler görüyordum.

"Mavi kelebekler," deyip gülümsedim. Arel'in kaşları çatıldı. Mavi kelebekler gözlerinin kısılmasıyla sıkışmıştı sanki. "Gözlerinde, mavi kelebekler var sanki." Çatılmış kaşları alayla havalandı.

KATİLİN PEŞİNDE #wattsy2020Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin