Sonraki günlerde Draco'nun rüyaları ilginçleşerek devam etti. Hepsinde kendisi olsa da çekilmiş bir filmi sonradan izliyor gibi hissediyordu. Hareket ettiğini hissetmiyordu ve konuştuğunu, sesini duyana kadar fark etmiyordu. Draco Malfoy değil bir dijital kayıt gibiydi. Bunlar sıklaştıkça berbat olan uyku düzeni daha da kötüye gidiyordu.
Patlamaya hazır nükleer bir bomba gibi dolaşıyordu ve Pansy her gün ona aynı şeyi söylemek zorunda kalıyordu. "O, öfkeni yönlendirmen gereken kişi değil." Bunu o kadar çok kişi için söylemişti ki genç adam saymayı boşvermişti. Sonunda kız onu Pomfrey için ikna etmişti, ve işte buradaydı.
"Ah çocuğum." Pomfrey bir şişe iksiri eline sıkıştırırken gri gözleri boş bir ifadeyle kadını
takip ediyordu. "Rüya görmeni engeller."
Ama dediği gibi olmamıştı.
Hala o rüyaları görüyordu ve kontrol edilemez, katlanılamaz olmaya başlamıştı. İksiri ilk aldığında istemsizce rahatladığını fark etmişti, oysa ilk gece işe yaramadığı andan itibaren biraz korkmaya başlamıştı. Çünkü Pomfrey kesin bir dille gördüğü şeyin rüya olmasının imkansız olduğunu dile getirmişti.
Delirmediğini umdu.
"Seni büyüyle uyutsam?" demişti Pansy ve bunu da denemişlerdi. Duruma tek katkısı büyüyle yapılan uykudan öylece uyanılmadığı için Draco'nun rüyada sıkışıp kalmasıydı. Bunun bir katkı olup olmadığı da tartışılırdı. Kız en sonunda ninni söylemeyi teklif edecek duruma gelmişti, çünkü farkındaydı ki huzursuzca uyuyabildiği birkaç saat Draco'ya yetmiyordu.
Koridordaki küçük kestirmeden geçerken gözlerini ovuşturdu. Esnemekle ilgili oldukça kuvvetli olan dürtüsünü susturarak boş taş koridor boyunca düzgün adımlarla yürüdü. Mermer bir duvarın önünde durarak onu izlediğini gören biri delirdiğini düşünebilirdi, bu yüzden acele etmesi gerekiyordu. Tabii duvarın ikiye yarıldığını ve bir kapı oluşturduğunu görseler, özellikle de okullarının içinde, bu kez delirdiklerini düşünürlerdi.
Düşünmelerine gerek yoktu, tabii eğer yapabiliyorlarsa.
*
"Dikkate değer hiçbir şey yok mu?" diye sordu Ron kafasını kitap yığınının altındaki Hermione'ye doğru uzatmaya çalışırken. "Oh, yoksa hepsi işine yaramayacak ama ezberlemekten zevk aldığın şeylerle mi dolu?" Hermione kalemi karmakarışık saçlarının arasına sokuşturdu ve alayla gülümsedi. "Aynen öyle, Ron. Sen de biraz işine yarayacak bilgiler öğrenmek ister misin?"
"Ne gibi?"
"Birazdan senin üstünde kullanacağım Silencio gibi." Kızıl çocuğun kaşları yavaşça çatıldı ve başını geri çekti. "Şey, ben almayayım." Harry ikisinin haline güldü. Öğle vakti Gryffindor masasında oturuyorlardı, salonun çoğu boştu ve içerideki tek tük öğrenci de tıpkı onlar gibi ya öylece oturuyordu ya da bir şeyler okuyordu. Cumartesi sabahı öğrenciler vakitlerini bahçede geçirmeyi tercih ediyorlardı. Hermione ise içeride kalıp okumayı yeğlemişti, Harry ve Ron da bu yüzden buradaydı işte.
Birkaç dakika sonra boş muhabbetleri, tereddütlü adımlarla yanlarında duran birinin varlığıyla kesildi. Sadece Hermione varlığını fark etmemişti çünkü okuduğu şeye kendini pek bir kaptırmış gibiydi. İki genç, yanlarına geleni düşmanca bakışlarla süzerek ne düşündüklerini belirtmekte sorun çekmediler. Genç Slytherin'in buz gibi gözleri ikisini de inceledi ve 'bunu yaptığıma inanamıyorum' tavrıyla nefesini içine çekti. Birkaç saniyelik kıpırtısız bir bakışmadan sonra Harry tersleyerek sordu. "Ne istiyorsun Parkinson?"
Harry'nin sesine Hermione de başını kaldırıp kıza baktı, Pansy'nin siyah kaşları alayla yukarı kalktı ve kız iğnelememek için kendini zorlayarak "İzninle, sevgili Granger'ına bir sorum var, Potter." dedi. Evet, sadece zorlamıştı ve pek de başarılı olamamıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
never say never | dramione
FanfictionDraco Malfoy yaşayan en tanımlanamaz insandı ve Hermione'nin tanımlayamadığı şeylere alerjisi vardı. ♪the fray - never say never
