xvii

2.8K 185 190
                                        

Mavi gökyüzü, bembeyaz bulutlar, teni yakmadan okşayan bahar güneşinin ilk ışıkları, rüzgarda kıpırdayan çiçekli ağaçların hışırtısı, yakınlardaki derenin dere yatağındaki taşlara çarpıp sıçrarkenki şırıltısı, burnunun ucuna konan bir kelebek. Her şey iyi olacak.

"Ne–?"

"Aslında kuru bir özür yeterli olurdu." dedi Hermione yüzünü buruşturarak elini uyuşmuş koluna bastırırken. "Özellikle de seni zaten uyarmışken." Demek istediği tam olarak ben demiştim, cümlesiydi ama onun Harry ya da Ron olmadığını bildiği için ve laf dalaşına girmek için fazla yaşlı olduğu için daha kibarca ifade etmeyi tercih etti.

Avuç içlerini gözlerine bastırıp ovuşturarak tamamen uyanık hale gelmeye çalışan Draco kafası boşalmış bir şekilde etrafa bakındı ve bir nedenden ötürü her şeyin ona geri dönmesi uzun sürdü. Bir tek uçuşan güzel kanatlı perilerin eksik olduğu rüyalar diyarından İhtiyaç Odası'nın karış karış ezberlediği renksiz duvarlarına geçişin en basitinden hoş olmadığı söylenebilirdi.

  Sonra, her şey tertemiz bir şekilde Draco'ya geri döndü. Özellikle de seni zaten uyarmışken, diyerek uykusuz göründüğünü söyleyerek dinlenmesini önermesinden bahsediyordu. Kuru bir teşekkür, uyuduğu süre boyunca kızın omzunu uyuşturduğu içindi. "Öyleyse artık gidebilir miyiz? Acıktım."

  Evet, bu da– bekle, ne?

  Düşünceleriyle bağdaştıramayıp kaşlarını çattı ve Pansy'nin "Kimse seni burada zorla tutmuyor, Weasley." diye homurdanması onu neredeyse güldürecekti. Harika hissediyordu.

  Ne kadar uyuyabilmişti bilmiyordu –nasıl uyuyabilmişti bilmiyordu, Granger söylediğinde sadece geçiştirme sebebi de buydu çünkü uyuyabileceğini hiç sanmıyordu. Günlerdir uyuduğu uyku süresi bir elin parmağını belki geçer belki geçmezdi ve her uykusundan, kısacık ya da birkaç saatlik, fark etmiyordu, kafasının üstünde kara bulutlar geziniyormuşçasına korkunç halüsinasyonlar görerek uyanıyordu; onlara artık rüya demekten vazgeçmişti çünkü uyku iksiri alarak uyursanız rüya göremezdiniz– ama enerjisini yeniden toplamasına yetmişti. Midesindeki bulantı azalmış, baş ağrısı neredeyse geçmişti.

  Bu arada Ron da pes ederek gömleğinin sıvadığı kollarını çözdü ve koltuğa bıraktığı Gryffindor cübbesinin cebine asasını hışımla sıkıştırarak kapıya yöneldi. Bir düşününce, görünmez olmak tahminen daha iyiydi. Görünmez olmak içinde Pansy Parkinson'ı boğazlama isteği uyandırmıyordu. Ya da başka şeyler. Kimi kandırıyordu? Görünmez olmak da içinde Parkinson'ı boğazlama isteği uyandırıyordu. Kızın her hareketi onu boğazlamak istemesine sebep oluyordu aslında. Ya da başka şeyler. Yavaşla, Weasley.

  Hermione dudaklarını birbirine bastırdı. Bir an çok normal iletişim kurabilecekleri insanlarlarken bir diğer an huzursuz, mutsuz ve sorunlu, kaba yaratıklara dönüşmeleri artık katlanılamazdı. Yerinden hiç kalkmadığı için her şey ilk bıraktığı yerdeydi ve çantasını omzuna astıktan sonra bir şey söylemeden Ron'un peşinden kapıya yöneldi.

  Pansy koltuktan kalkmamış olan Draco'nun yanına iliştiği sırada İhtiyaç Odası'nın kanatlı kapısı Ron'un arkasından çarpıp epey bir gürültü çıkardığında kız kollarını kavuşturdu ve Hermione için de kilidi açabilmek oldukça zahmetli oldu.

"Hey, Granger," Hermione olduğu yerde durup herhangi bir anlam taşımayan bakışlarla Draco'nun sesine doğru omzunun üstünden bir bakış attı. "Teşekkürler."

  Kızın öylesine dile getirdiği talep şimdi aklındaki son şeydi, yine de belli belirsiz bir tebessüm ederek başını salladıktan sonra rahatsız edici bir sesle "Ne istersen, demiştin Parkinson," dedi. "Biraz daha az rahatsız edici olmayı dene."

never say never | dramioneHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin