xvi

3K 212 252
                                        

  Silik, rahatsız edici rüyalar yüzünden nefes nefese ve katlanılmaz bir baş ağrısıyla uykudan uyandığı beşinci gün, sıkıntıyla yatakta doğruldu ve avuç içlerini gözlerine bastırdı. Günlerdir toplamda belki yirmi saat uyumuş olmanın huysuzluğuyla suratı sirke satarak giyindi, asasını komodinin üstünden aldı ve ortak salona indi.

O merdivenlerden inerken Pansy tekli koltukta uzanır pozisyonda asasıyla oynuyordu. Bacaklarını kolçaklardan birinden sarkıtmıştı ve bunu öyle ustalıkla yapmıştı ki hiçbir falsosu yoktu. Kaşlarını kaldırarak her zamankinden daha garip görünüşlü Draco'nun yanına gelmesini bekledi. Anlaşılan saçlarını tarama zahmetine girmediği gibi kravatını da bağlamaya uğraşmamıştı, yataktan kalktığı gibi aşağı inmemesine şükür diye düşündü kız dudaklarını memnuniyetsizce birbirine bastırırken. Draco telaşsız adımlarla Pansy'nin yanına gelip yan koltuğun kolçağına yaslandı. "Günaydın."

"Uyanmış gibi görünmüyorsun." dedi Pansy, rahat bir şekilde toparlandı ve ayağa kalktı. "Keşke seni gerçekten uyutmanın bir yolu olsaydı."

"Aslında iyi bir yumruğun faydası olurdu." diye homurdandı Draco. "Anlaşılan bilincim açık olduğu sürece gözlerimi kapatmamın bir faydası yok."

Pansy omuz silkerek çantasını omzuna astı ve "Yumruk için kime gitmen gerektiğini biliyorsun." dedi. Draco uykusuz oluşuna rağmen kızın ne ima ettiğini anlayarak ona rahatsız edici bir şeye bakıyormuş gibi baktı, ama Pansy etkilenmiş görünmüyordu. Doğruyu söylemek gerekirse, onunla geçen altı yıldan sonra Pansy onun bu bakışlarını görmezden gelmezse arkadaş olamayacaklarını anlamıştı. İlk günlerde Pansy Draco'ya kafayı takmış küçük bir çocuk olduğundan, sonrasındaysa eğer görmezden gelmezse o güzelim cildinde kızın beş parmağının izi çıkmasın diye. Bunun yerine koluna girerek çocuğu ortak salonun dışına yönlendirdi.

"Bazen bebek bakıcımı her yere taşıyormuş gibi hissediyorum." dedi Draco aksi bir şekilde. Pansy sabırla derin bir nefes aldı. "Ben de uyuyamadığı için sürekli ağlayarak ve mızıldanarak huzur kaçıran bir çocuğun annesi gibi hissediyorum." Boştaki eliyle Draco'yu işaret etti. "Üstüne alınabilirsin."

   Eh, biraz da haklıydı. Onu yataktan zorla çıkardıkları önceki yıllara kıyasla bu yıl Draco somurtuyordu, huysuzdu, ters ters cevaplar vererek etrafındaki herkesi –bu muhtemelen yine sadece Pansy'yi kapsıyordu, bir de görevi aldıktan sonra garip ilgisinin sebebini bir türlü anlamadıkları vaftiz babası Severus Snape'i de kapsıyor olabilirdi– sinirlendiriyordu –neredeyse ani yol arkadaşları Potter, Granger ve Weasley'i unutuyordu.  İyi huylu olmak zaten Draco'nun kanında yoktu, bir de uykusuz olunca oyuncağı elinden alındığı için sabaha kadar ağlayan küçük çocuktan hiçbir farkı kalmıyordu. Bunun Draco da farkındaydı, o yüzden dudaklarını birbirine bastırdı ve sustu.

   Bütün bu suratsızlığın sadece Pansy'ye özellikle batma sebebiyse aslında üzücüydü. Çünkü Draco'nun huysuz ve mutsuz olmadığı zamanları, neşeyle kıkırdadığı ya da eğlenerek sırıttığı zamanları da ne yazık ki sadece Pansy biliyordu. Dışarıdan bir göz bu yüzden farkı anlamıyordu. Lanet olası dışarıdan gözlerin hepsine göre Draco her zamanki gibiydi elbette; huysuz, şımarık, sarkastik, rahatsız edici. Yani bir Slytherin; okulun günah keçileri olan onlarca öğrenciden biri.

   Masaya oturdular, Draco belli belirsiz kendilerini İhtiyaç Odası'na kapatmadan önceki son altı saatin tadını çıkarması gerektiğini düşündü. Dersleri ortak değildi, aynı saatte de bitmiyordu ama bu Draco'nun inisiyatifine kalmış değildi. Dersi erken bitenin kendine ayıracak süresi olabilirdi, ama Draco'nun olamazdı. Çünkü diğerleri her ne kadar yardımcı olmaya çalışsa da aslında canı tehlikede olan Draco'nun kendisinden başkası değildi.

never say never | dramioneHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin