"Ee?" Diğerleri merakla kızın pırıldayan gözlerine bakarken Draco sabırsızca sordu. Her yeni gün doğumunda bir şeylere olan tahammül sınırı daralıyordu sanki ve bunu nasıl önlerdi bilmiyordu. Son hayatının değerli saniyelerini harcamak konusunda daha tutarlı hale gelmişti.
"Şey," dedi, ilk kez çekinmiş görünüyordu. "Sizin için ne ölçüde güzel bir haber bilemem." Kimse tek kelime etmedi, yorumda bulunmadı. Artık yapacakları hiçbir yorumun hiçbir etkisi olmayacaktı ve erkenden büyümüş çocuklar bunun farkındalardı. Ve böylece Pansy kitabı onlara doğru çevirip ortaya ittirdi. "Aradığımız şeyi bulduk."
Kızın açıp önlerine uzattığı kitap belli ki oldukça eskiydi ve sayfa tamamen küçük puntolu yazılarla doluydu. Birkaç satırın üstüne simsiyah mürekkep damlamıştı. Draco'nun gözleri kısılarak kitaba kitlemişti, elindeki kalemi gürültüyle masaya bırakıp derin bir nefes üfledi. Hermione'nin gözleri birkaç saniye dağınıkça onun üstünde gezindi ve kollarını kavuşturdu. "Ve?" diye sordu.
"Siktir." dedi mırıltıyla Draco. Donuk bir ifadeyle başını kaldırdı ve soruyu soran Hermione'nin gözlerine baktı. "Bu büyü bizim dengimiz değil." Onun soru soran ifadesinin değişmediğini görünce direkt geri çekilerek kitabı diğerlerine bıraktı. Tek tek baktığı diğer kitapları birkaç asa hareketiyle raflarına iade ederek masaya yaslandı ve diğerlerinin bulutlanan yüz ifadelerini izledi.
"Vasiyetini yazmaya başlamalısın." dedi Harry düz bir ifadeyle. Başını iki yana salladıktan sonra Draco'ya baktı. Sarışın oğlanın dudağının kenarı bir saniye hüzünle kıpırdandı.
"Kes şunu." dedi Hermione Harry'ye. "Tek bir büyücü şartlarında büyünün düzeyi yüksek, biz beş kişiyiz." Ne kadar etkisi olacağını bilmiyordu elbette ama vasiyet meselesini düşünmekten hoşlanmamıştı. Birkaç saniye bakışlarını Draco'ya çevirdi, bir şey söylemek konusunda kararsız kalmış görünüyordu ama sonunda söyledi. "Şu yüz ifadesini siler misin artık?"
Draco'nun kaşları çatılırken Pansy alayla sırıttı. "Yıllardır benden başka birinin ona bunu söylemesini bekliyorum."
"Ne alakaysa." diye homurdandı ama buna rağmen istemsizce yüzündeki ifadeyi değiştirmeye çalıştı ve "Şuradan çıkalım." dedi daha yumuşak bir tavırla. Kapıya doğru yürüdü ve omzunun üstünden geriye baktı. "Geliyor musun?" Pansy'ye yönelik olduğunu belirtmemişti ama açıkça belliydi zaten. Pansy siyah saçlarını tek eliyle geriye atarken masadaki kitabı aldı. "Ben alıyorum?"
Hermione başıyla onayladı. O da sandalyenin kenarına astığı çok ağır görünen sırt çantasını almaya yeltenmişti. Kitabın onlarda durması daha mantıklıydı, nasıl olsa bu Draco'nun olayıydı -henüz ne yazık ki ortak olduklarını pek benimseyememişti.
Harry yorgunca gözlerini kırpıştırırken Ron yere eğildi ve masanın altından düşen kalemi aldı. "Parkinson," dedi sesini biraz yükselterek. Pansy durup omzunun üstünden baktı. Ron ona kalemi uzattı. Kız istemsizce tebessüm etti, kalemi alıp "Teşekkür ederim." diye mırıldandı.
*
"Kesin artık!" dedi Hermione, aralarına girip ikisini göğsünden ittirdi. "Birbirinizi yemeyi kesin artık!"
Dolabı tamir etmek için ikinci kez aynı ortamdalardı ama başarısız oldukça ortam geriliyordu, zaten birbirlerine bayılıyorlardı.(!) Özellikle Draco, her başarısız denemeden sonra isminin hakkını vererek ateş püskürüyordu, Pansy onun çaresizlikten kafese kapatılmış vahşi bir hayvana döndüğünü görebiliyordu çünkü onu tanıyordu, Hermione tahminde bulunarak aynı sonuca varabiliyordu ama Harry ve Ron bunu pek göz önüne alıyor gibi değillerdi. Genelde aksi ve sinirli olan Ron olmasına rağmen Harry bu konuda çok daha hassas olduğundan sürekli tartışıyorlardı. Basit bir kelime, havaya edilmiş bir küfür karşı karşıya gelmelerine yetiyordu ve Harry bütün yaralarını tek tek deşmekten yorulmuyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
never say never | dramione
FanfictionDraco Malfoy yaşayan en tanımlanamaz insandı ve Hermione'nin tanımlayamadığı şeylere alerjisi vardı. ♪the fray - never say never
