Şimdi okurken garipsemeyin diye açıklayayım. Cenaze merasimini hem bizim kültürümüz hemde onların kültürleriyle biraz karıştırdım. Duyguyu böyle daha iyi geçiririm diye düşündüm.
İyi okumalar~
Sessizlik.
O gün, her zaman olduğun daha sessizdi. Çıkan tek ses, bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun yere çarpma sesiydi. Gerisi, ölüm gibi bir sessizlikti. Park Jimin'de oldukça sessizdi. Uyanmıştı, yorgundu. Sessizce kalkıp, usulca simsiyah takım elbisesini giyinmişti. Teyzesi o sabah odasına girdiğinde elinde Park Hye Rin'in küçük bir fotoğrafı vardı. Teyzesi de aynı sessizlik içindeydi. Sakince yeğeninin göğsüne küçük kız kardeşinin fotoğrafını iğnelemişti. Sonra teyze yeğen bir süre bakışmışlardı.
"İyi olacak mıyım?" Jimin çatlak ve kısık sesiyle sorduğunda teyzesi dolu gözleriyle başını sallamıştı.
"Olacaksın, oğlum." demişti. "Hepimiz olacağız."
Sonra evden çıkmışlardı. Mezarlıkta annesinin toprağını kazarken bile oldukça sakindi Jimin. Ne bir göz yaşı akıyordu gözlerinden ne de bir hıçkırık kaçıyordu dolgun dudaklarının arasından. Hisleri tamamen çekilmiş gibiydi.
Cenaze kalabalıktı. Annesinin tarafından bir çok akrabası gelmişti ve hepsi çok üzgündü. Babasının tarafından ise...kimse yoktu. Olmamasını Jimin istemişti. Babasını sevmediği gibi, onun akrabalarını da sevmiyordu.
Jimin, annesinin tabutu toprağın altına konulurken, takım elbiseleriyle yan yana dizilmiş duran arkadaşlarının yanına çıkmıştı. Yoongi, Taehyung, Bogum ve hatta Jeongguk.
Jeongguk'u ilk gördüğünde bir süre bakışmışlar, sonrasında sadece bugün için, her şeyi unutup sıkıca sarılmışlardı. Şimdi, oturduğu sandalyeden kürsüde annesi için konuşan tanıdıklarını izliyordu. Herkes Park Hye Rin'in ne kadar naif, iyi kalpli ve harika olduğunu anlatıyordu. Annesini bir başkasının dilinden dinlemekte farklı gelmişti Jimin'e. Çoğu insan konuştuktan sonra kürsü bir süre boş kaldığında, üzerine çekilen bakışları hissetmişti. Herkes onun konuşmasını bekliyordu fakat, Jimin konuşabilir miydi, hiç bilmiyordu. Boğazında ki yumru onun ağzını açmasını engelliyordu.
"Jimin.."
Sevdiğinin sesini işittiğinde boş olan kürsüye bakmayı kesti ve yorgun gözlerini Yoongi'ye çevirdi.
"Sıra sende." dedi.
Jimin cevap vermezken Taehyung Yoongi'nin arkasından başını uzattı. "Yapabilirsin. Hala vaktin varken ona veda et Jimin." Taehyung'un dedikleriyle derin bir nefes alıp verdi Jimin. Haklı olduğunu biliyordu. Bu sondu. Son kez annesine bir şeyler söyleyecek ve annesi de onu son kez duyacaktı. Bu fırsatı heba etmek istemediğinden yavaşça oturduğu yerden kalktı.
Kürsüye ilerlerken çıkan tek ses Jimin'in ayaklarının ezdiği ölü otlardı. Gözleriyle gelen herkesi tararken gerçekten çok kalabalık olduğunu biraz daha fark etti. Bir kaç kez yutkunduktan sonra küçük mikrofona doğru eğildi.
"Herkese teşekkür ediyorum. Bu acılı günümde beni ve teyzemi yalnız bırakmadığınız için. Hepinize minnettarım.
Burada, bu kürsüde, bu konuşmayı yapmam ne kadar doğru, ne kadar yanlış bilmiyorum çünkü bunu hak ettiğimi sanmıyorum. Ben hiç anneme layık bir evlat olamadım. Bu yüzden merak etmeyin, sizi sıkmayacak ve kısa keseceğim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
alone,sick,lover | yoonmin
FanfictionMin Yoongi hep yalnız ve hastaydı. Park Jimin ise aşıktı. #Yan çift vkook#
