∥B.18

9.4K 256 37
                                        

Salondan içeri girdiğinden beri doğruyu yapıp, yapmadığını sorguluyordu. Buraya gelmek onun için iyi bir tercih miydi? Yoksa bir felaket mi? Tartamamıştı. Salondan içeri giren grand tuvalet insanlara baktıkça tekrar üzerindekilere göz gezdiriyordu. Üzerindeki saten beyaz gömlek ve altındaki bordo kumaş pantolonun içinde baloda görevli olan personeller gibiydi. Onu gizlediğini düşündüğü yüzününün yarısını kapatan siyah maskesi haricinde onlarla uyumlu olduğu bir konu yoktu. Sıkıca bağladığı saçları başını ağrıtmaya başlamıştı. Her ihtimal kıyafeti giymişti. Kaçmak zorunda olursa pantolon onun koşmasına olanak sağlayacaktı. Salık bırakmadığı saçları kaçarken ona bela olmayacaktı. Tek sorunu topuklu ayakkabılarıydı ama onları ayaklarından çıkarmak zaten kestirme bir işti. Cebine koyduğu çakının yerini kontrol ettikten sonra ona doğru yürüyen Asım'ı gördü. "Gelmişsin."

"Geldim." Yüzünü görmekten hoşnut olmadığı her mimiğinden belliydi. "Uygun kıyafetin mi yoktu?"

"Dans etmeye mi geldim?" Asım başını yana eğip Dilhun'u süzdü. "Doğrusu bir dans lütfedeceğini düşünmüştüm. Bu sırada sana içeridekileri tanıtırdım. Arkada kendine göre bir şeyler bulabilirsin."

"Siz kadınları oyuncak bebeğiniz olarak mı görüyorsunuz? Biri gelir elbise gönderir, diğeri kıyafet beğenmez değiştirmeye çalışır. La havle." Dilhun bir solukta konuştuğunda Asım kahkahasına engel olamamıştı. Genç kadının cesaretinin farkındaydı. "Kiminle konuştuğunu önemsemeden diline ne gelirse savuruyorsun Dilhun. Hoşuma gidiyor ama sen yine de dikkatli ol."

"Ben de ne zaman tehdit aşamasına geçeceğimizi merak ediyordum. Her neyse Başkan dediğim gibi buraya eğlenmeye gelmedim." Dilhun konuşurken Asım'ın odağının değiştiğini fark etti. Çatık kaşlarıyla izlediği yöne döndüğünde Haktan'ın yanındaki adamla yüzündeki eğlenen ifadeyle onlara doğru geldiğini gördü. "Demek sende buradaydın Dilhun. Seni tanıştırmak isterim Enrico Romano. Kendisi İtalya'dan bizzat Başkan'ı görmek için geldi."

Dilhun, bahsi geçen adamın üzerinde bakışlarını dolandırdı. Kendi yaşına yakın olduğunu düşündüğü adam uzun boyunun getirisiyle Dilhun'un başını kaldırarak yüzünü incelemesini gerektirecek kadar heybetliydi. Boynuna doğru taşan dövmesi esmer tene sahip olmasına rağmen dikkat çekiyordu. "Memnun oldum."

"Türkçe biliyorsunuz?" Enrico, onu başıyla onayladığında Dilhun'un kaşları şaşkınlıkla havaya kalktı. "Annem Türk."

"Haktan, neler oluyor?" Haktan, başıyla girişi işaret ettiğinde yüzündeki siyah maskesiyle kapıda duran Alparslan'ı gördü. Maske gözlerini saklamamıştı. Kehribarlarının parlaklığı onu ele veriyordu. "Baloya geldik. Enrico ile daha önce tanışamadığımız için uzun uzun sohbet ettik."

"Sağlam adamlar." Haktan'ın yalandan öksürerek adama küfretmesiyle Dilhun, sırtına vurdu. "Helal, helal." Asım'ın sessizliğine sıktığı yumrukları eşlik ediyordu. "Benimle gel."

Haktan ve Asım yanlarından birkaç adım uzaklaşırken Dilhun, karşısındaki adamla yalnız kalmasının garipliğinin içindeydi. Hiç tanımadığı ve muhtemelen tanımak istemeyeceği bu adam başını arkaya doğru attığında Dilhun daha da açığa çıkan dövmesinde göz gezdirdi. Figürün ne olduğunu henüz çözemese de vücudunda epey yer kapladığı anlaşılıyordu. "Buraya neden geldiniz?"

Enrico aldığı soruyla bakışlarını tekrardan karşısındaki kadına çevirdi. "Bir iş için."

"Devlet işine devlet büyüklerinden biri gelir diye düşünüyorum. Özel bir iş gibi?" Dudağını hafifçe yana kaydırarak alayla güldü Enrico. "Özel bir iş, evet. Sanırım sen gazetecisin? Akif'in kızı."

"Babamı tanıyorsun demek ki." Enrico'nun alaylı gülüşünün yerini kahkahası almıştı. "Beni tanımamazlıktan geldiğini düşünüyordum. Gerçekten tanımadın."

BERCESTEHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin