Elimde tuttuğum sandviçten bir ısırık daha alarak okulun arka bahçesinde, ağaçlıkların arasından ilerlerken bir erkek sesi duydum.
"Dayak mı yemek istiyorsun?"
Bir an durdum. Sesler büyük çalılığın arkasından geliyordu. Ağzımda kalan son parçayı çiğneyerek yuttuğumda çalılıklara doğru yürümüştüm.
"Bunu yapmayacağımı ikimiz de biliyoruz Ali. Git başımdan."
Mesih.
Mesih'in sesiydi.
"Lan bana bak!"
Bu sesi duydum. Aynı anda hem ben çalılıkların köşesine gelmiş ve onları görmüştüm hem de Mesih'in boylarında olan bir çocuk ona doğru yumruğunu kaldırmıştı.
"Yuh!" İleri doğru çıkmıştım. Çocuğun elleri Mesih'in yakasındayken gözleri bana döndü. "Bırak onu."
Saçlarımı kazıtmış sert suratlı çocuk beni gördüğünde kaşları mümkünmüş gibi daha da çatıldı. "Sen kimsin kızım?"
"Tanıştırayım: Okul başkanı ve dediğini yapmadığında seni ispiyonlayacak olan kız. Sanıyorum ki..." Onların durduğu bölümü gösteren kamerayı parmağımla gösterdim. "Burayı çeken bir kamera şu an kayıttadır."
Çocuk bir bana bir de parmağımın ucuyla gösterdiğim yere baktı.
"Şimdi onun yakasını bırakman için üçe kadar sayayım mı yoksa sen insan gibi onun yakasını bırakacak mısın?"
Mesih'in sırıttığını gördüm, bana bakıyordu ve burnu kanamıştı. Çocuk bana öfkeyle baktı, Mesih'i ittirerek bırakırken, "Bu burada bitmedi, süt çocuğu," diye mırıldanmıştı.
Çocuk yanımdan çekip giderken ona ters ters baktım. Bu çocuğu bir yerlerden tanıyordum.
Uzaklaşan gövdesini gösterdim Mesih'e yaklaşırken. "Ben bunu neren tanıyorum?"
Yanına vardığımda kendini bıraktığı bankın üzerinde yayılarak otururken güldü. "O senin sınıfında, Pi."
"Vay be. Hiç farkında değildim."
"Sen kimin farkındasın ki?"
"Anlamadım?" dedim yanına otururken. Kaymamıştı ve ona doğru döndüğümde dizlerimiz birbirine çarpmıştı. Cevap vermedi.
"Burnun kanamış Mesih." Elimdeki sandviçten bir ısırık daha alırken cebimdeki selpak paketinden bir tane çıkarıp ona uzattım. "Haydi sil, biri görmesin."
Kolunu gözlerinin üzerinden çektiğinde gözleri önce gözlerimde dolandı. Gözlerinin rengi kurşun rengi, duman rengi gibiydi. Gerçekten çok çok garipti. Elimdeki selpağı aldığında oturduğu yerde dikelmişti. Burnuna götürerek kanı sildi.
"Ne istiyordu?"
"O, benim ikizim."
Dudaklarım aralandı. Şaşırmış mıydım? Evet. Hatta şu an yuh, demek istiyordum.
"Yuh!" Ve dedim.
Mesih tepkime güldü. "Sen nerden geldin böyle ya?"
Bana bir an öylece baktığında sandvicimden bir ısırık daha alarak paketi ona doğru uzattım. "Yer misin?"
Ben geçen seferki gibi istemeyeceğini düşünmüştüm fakat birdenbire hiç beklemediğim bir şey yaptı. Uzanarak, ona doğru uzattığım sandviçi ısırdı.
Geriye doğru yaslandığında hem ağzındaki çiğniyor hem gülümsüyordu. "Sen mi yaptın?" diye sordu.
"Evet, nerden anladın?"
"İçinde marul var." Ona şaşkınca baktığımı gördüğünde devam etti. "Ömer ağabeyden sürekli istiyorsun. Bunu okulun yarısı bilir."
"Peki ya Bypass'ın adını nasıl bilebiliyorsun?" Bunu sormak günlerdir aklımdaydı.
Gözlerini kaçırdı. "Sizin arkanızdan geliyordum demiştim ya. Onunla konuşuyordun."
"Beni dinleyen iki kişi var. Biri o." Omuz silkerek onun gibi sırtımı banka yasladım ve okulumuzun kıyısında kaldığı sahile baktım.
Ne kadar baktım bilmiyordum ama dirseklerini dizlerine yaslayarak öne doğru eğilmiş ve parmakları arasında, kan olmuş peçeteyi evirip çeviren Mesih derin bir nefes aldığında gözlerim denizden ona dönmüştü.
"Diğeri kim?" Başı bana doğru dönerken yüzünde herhangi bir mimik yoktu. "Seni dinleyen bir diğer kişi, kim?"
Etrafa baktım. "Bu garip gelecek ama kim olduğunu ben de bilmiyorum."
Banktan kalkarken sandviçi ona uzattım. "Bunu bitir, tamam mı?"