Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Sırtımdaki çantayı geriye doğru arttırarak marketten içeri girdiğimde Bypass'ın tasmasını sıkı sıkıya tutuyordum.
Kahverengi kuyruğu etrafta sallana sallana beni marketin içlerine doğru çekti. Onun ardından yürürken girişte aldığım sepetin içine ihtiyacım olan şeyleri koyuyordum.
Makarnaya uzanacakken Bypass'ın beni ileri doğru çekmesiyle yalpaladım.
"Bypass!" Bana baktı fakat istediği yöne gitmekten vazgeçmemişti. Tasmayı çekiştirip duruyordu. "Oğlum, dur bir."
Alabildiğim bir makarnayı sepete koyarken onun peşinden gitmek zorunda kaldım. Beni rafların arasında geçirerek köpek mamalarının sarıldığı bölüme getirdi.
Güldüm. "Şapşal seni."
Büyük bir paketi alıp zar zor sepete koyduğumda Bypass artık bana karşı gelmeyi kesti ve ben de market alışverişimi yarım saat gibi bir sürede tamamlayabildim.
"Evimin adresini biliyorsunuz zaten." Sol kolumu kaldırıp saate baktım. Bir saat kadar Bypass'ı gezdirmek istiyordum. "Saat altı gibi getirirseniz evde olurum."
Genç kadın not alırken hafifçe gülümsedi ve bana fişimi uzattı. "Tabii hanımefendi."
Fişi alıp hafifçe gülümserken, "Teşekkürler," dedim. "Koy gelsin."
Sonunda marketten çıktık. Sokak sokak gezerken Antalya'nın sıcağının gerçekten dayanılmaz olduğunu düşünüyordum.
Bypass'la birlikte bir parka girerken şortumun cebinden telefonumu çıkardım. WhatsApp'tan herhangi bir bildirim yoktu.
Aklıma benim dövmeme benzer bir dövme yaptırdığı geldi. Gerçekten çok garip biriydi. Beni şaşkına çevirmişti ve dünden beri de bir şey yazmamıştı.
Ona yazıp yazmamak arasında gidip gelirken, Bypass'ın tasması elimden bir an kaydı. Şaşkınlık ve panik içinde kafamı kaldırdım, telefonu oturduğum bankın üzerine bırakırken çoktan onun yöneldiği yere doğru ilerliyordum.
Bir ağacı geçtiğimde karşımda gerçekten onu görmeyi beklemiyordum. Mesih, elindeki mamaları Bypass'ın tüylerini okşayarak ona yediriyordu.
"Bu kadar tesadüf sence de biraz fazla değil mi?"
Mesih, dalga geçer gibi söylediğim sözlerle birlikte gülümseyen çehresini kaldırdığında beni gördü. "Alanya o kadar da büyük bir yer değil, Pi."
Kollarımı birbirine dolayarak ona tepeden bakmayı sürdürdüm. Eğildiği yerden Bypass'ın tüylerini okşayarak kalktı.
"Tamam. Sizi takip etmiş olabilirim ama bu kasıtlı değildi." Parkın yanında, beyaz çitlerle çevrilmiş evi işaret etti. "Burada yaşıyorum."
Aptalca hissederken kafamı hafifçe salladım. "Köpeğimi gezdiriyordum ben de. Bizimle oturmak ister misin?"
Kafama vurmak istiyordum.
Mesih hafifçe gülümsedi ve Bypass'ın çenesini okşayarak kafasını salladı. Oturduğum banka doğru ilerlerken inanamıyordum. Babama ve ara ara beni kontrol etmek için eve gelen halama dahi dişlerini gösteren Bypass Mesih'in yanında erkek olmasına rağmen bir prenses kesilmişti.
Banka oturduk birlikte. Ellerimi bacaklarımın iki yanına, bakın üzerine koyarken gözlerimi etrafta gezdirdim. Hava çok güzeldi, kuşlar ötüşüyordu ve bu sesler hiç olmadığı kadar güzel geliyordu kulağa.
"Pi, telefonun."
Mesih'e döndüğümde hâlâ bilinmeyen numarayla konuştuğun ekranın açık olduğu telefonu elinde tuttuğunu gördüm. Gözlerindeki o manidar bakışlarla suratıma bakıyordu.
Elinden alırken ekranı kararttım. Onun mesajlarımı okuyacak kadar saygısız bir insan olmadığınını biliyordum, bu yüzden içim rahattı. "Teşekkürler."
Mesih Bypass'ın tutması için ileri doğru bir odun parçası fırlatırken gülümseyerek onları izliyordum. Sonra Mesih'in mavi tişörtünün üzerine giydiği ince, daha koyu bir mavi olan hırkaya çarptı gözlerim.
"Sen, üşüyor musun?"
Mesih odunu fırlattığında bana baktı. Onun hırkasını kastettiğimi fark ettiğinde bir an durmuştu. Konuşmadan önce gözlerini hafifçe etrafta gezdirdi. Şu an o kadar farklı geliyordu ki gözüme... Anlatamıyordum.
"Şey..." diye mırıldandı sonunda. "Üşümüyorum ama bunu giymek zorundayım gibi bir şey, nedenini sorma lütfen."
Başımı salladım. Merak etmiştim ama o öğrenmemi istemiyorsa kendi bilirdi.
Mesih elindeki odunu tekrar fırlattı. "Bypass, tut!"
Odunun gidişini gülen gözlerle izlerken bir an kafama dank etti.
"Mesih," dedim suratı bana dönerken. "Ben sana onun adını söylememiştim."