XIII.

10 2 9
                                        



XIII.

Nizami Paşa, Cadde-i Kebir'de bir süre yürüdükten sonra Tokatlıyan Oteli'ne geldi ve genişçe bir cam saçağın altındaki girişten içeri girdi. Kapıda iri yarı, şık giyimli bir kapıcı tarafından karşılandı. Aydınlık lobi, zevkle döşenmiş mobilyalar, zarif ahşaptan resepsiyon, caddeye bakan geniş, büyük camlar ve bu camların önünde sergilenen pasta ve şekerlerle daha girişte özel bir mekana, farklı bir dünyaya adım attığını düşündü.

Paltosunu asıp orta holdeki asansör ve merdivenleri geçtikten sonra bir yönü lokantaya diğer yönü ise davet ve balo salonuna açılan koridorda yürümeye başladı. Orkestra, zevksiz ve gürültülü çalarken, her iki bölüm de bir hayli kalabalıktı. Bir tarafta yemek yiyenler, kahve ve içki içenler, diğer tarafta güzel kızları göz işaretleriyle yakalayıp masalarına davet edenler ve onlarla çılgınca dans edenler vardı. Evet, burası gerçekten de başka bir dünyaydı. Zira dört yıllık savaş, savaş sonrası artarak devam eden korkunç yıkım, açlık ve sefalet buralara hiç uğramamıştı.

Ahmet Emin Bey, kafe kısmında caddeye bakan bir masada oturmuştu. Canı sıkkın adımlarla ona yaklaşırken dostunun niçin böyle bir yere kendisini davet ettiğine bir anlam verememişti Nizami Paşa.

"O Paşam! Ben de nerede kaldınız diye meraklanmıştım."

"Aziz dostum, telgrafınızı alınca hemen yola çıktım. Yalnız hava güzel olunca biraz yürüyeyim istedim. Umarım bekletmemişimdir."

"Yo! Yo! Katiyen! Ben de otelin arkasındaki berberde tıraş olduğumdan henüz geldim. Bugün sizi buraya çağırma sebebim, sıklıkla bu mekâna takılan İngiliz ve Fransız subaylarla tanışmanızı istememdi. Belki onlardan da yararlı bazı malumatlar alabiliriz."

"Çok iyi düşünmüşsünüz azizim. Bu aralar neler olup neler bittiğini herhalde en iyi onlar biliyorlardır. Yalnız gelirken dikkatimi çekti, burada her şey ne kadar da pahalı. Bir fincan kahve için bile şöyle orta boy bir cüzdanı feda etmek gerekiyor."

"Öyle ama burada oturup caddeden geçen insanları seyretmeye inanın doyum olmuyor. Bu caddeden sanki bütün bir İstanbul akıyor. Hem biliyor musunuz burada böyle oturanlara camgüzelleri diyorlar." Gülümsedi Paşa.

"Bir tek camgüzeli olmadığımız kalmıştı azizim. Bu da tamam olduğuna göre, artık gözümüz açık gitmez." Emin Bey keyifli bir kahkaha ile karşılık verirken yanlarına bir orta yaşlarda, şık kıyafetli bir adam yaklaştı.

"Üstadım Emin Bey, hoş geldiniz, safalar getirdiniz, nasılsınız, sıhhattesiniz inşallah?"

"Teşekkürler Medovitch Bey. Sizler nasılsınız? Mercedes hanımefendi nasıllar, afiyette midirler?"

"Daha iyiyiz. Birkaç yıldır müşterilerimiz epeyce arttı. Bir parça yoğunuz ancak mutluyuz, anlarsınız ya!" Emin Bey boynunu hafifçe kırıp, çizgi halini almış dudaklarıyla tebessüm ederken adam müsaade isteyip diğer masalara yöneldi. Ahmet Emin, Nizami Paşa'ya doğru eğilerek fısıldadı.

"Burası Tokat'tan göçme Mıgırdiç Efendi'ye ait. Tarabya'da da yazlık olarak kullandığı bir şubesi var. Şu yanımıza gelen Medovitch ise aslında buranın kapıcısıydı. Tokatlıyan Mıgırdiç'in manevi kızı Mercedes ile evlenince buraya yönetici oldu. Duyduğum kadarıyla Mıgırdiç Efendi Fransa'ya gitmeyi ve bu mekânı da bu adama ve kızına bırakmayı düşünüyormuş." İki garson masalarına yanaştı. Biri tepsiyi tutarken diğeri kahveleri ve çikolataları servis yaptı. Nizami Paşa, kahvesinden bir yudum alırken ülkenin vaziyetini sordu. Ahmet Emin, hemen cevap vermek yerine bir süre caddede yürüyen insanları izledi. Birkaç dakika sonra düşen bir suratla cevap verdi.

Vesikalı VatanBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin