cruel•37

10.2K 218 18
                                        

Bazı şeyler yerinde değildi. Ben yerimdeydim. Gözlerim de yerindeydi, öyleyse sehpanın üzerindeki vazo neden sağa sola sallanıyordu? Yoksa yer mi yerinde değildi? Tablom gözümün önünde sekiz çiziyordu ve ben hareketsiz olduğuma emindim. Sanırım yerinde duramayan beynimdi. Ya da ben sarhoştum.

Kapının zili çaldı. Fakat zamanı değildi. Bundan bir saat önce duymalıydım bu sesi. Çünkü ben Fatih'i saatlerdir bekliyordum. Saate bakmaya çalıştım. Saat üç müydü? Dört müydü? Dörtle beş neden birbirine girmişti?

Zor bela ayağa kalktım. Fakat kalkar kalkmaz da önüne yığıldığım koltuğun üzerine düştüm. Boğazımdan bir kıpırtı kaçtı.

"Ben gelemiyorum, bir yolunu bulup sen gel!" Sesimin oraya gideceği kadar bağırdığını düşünüyordum.

Bedenim yana doğru düştü ve aynı anda kapının açılma sesini duydum. Doğalgazın üzerindeki anahtarımı nasıl bulmuştu? Gür adım seslerini duydum ve benim bulunduğum odaya girdiği anda sesini.

"Sen içtin mi?" Dedi gözleri yerdeki tek tekila şişesine bakarken.

"Yok." Dedim ve kıkırdadım. Sarhoşken konuşmak neden bu kadar zordu? "Biraz sohbet ettik. Tersine gidince de çarptı beni."

Göz kapaklarımın bir milimlik aralığından onun yüzünü buluşturmasını izledim.

"Neden?"

"Sen gelmedin." Dedim ve içime koca bir nefes çektim. "Ben de teselli aradım napayım?" Doğrulmaya çalıştım. "Sahi, sen neden bu kadar geç geldin?" Yanıma geldi. Bedenimi bir bez bebekmişim gibi kaldırdı ve sırtımı koltuğun başlığına yasladı. Ardına kadar şaşkın bir ördek gibi açılan gözlerimle izledim onu. Neden bu kadar çekiciydi.

"Önce seni ayıltacağız." Dedi. "Kahve yapacağım uyuma." Doğruldu. Fakat elinden tuttum. Gitmesini istemiyordum. Şuan her şey o kadar basitti ki, ayılmak istemiyordum. Ve ne yazık ki içimin çayır çayır yanması da Fatih yüzündendi.

Tuttuğum eline baktı ve sonra bana çevirdi gözlerini. Bakışlarımda her ne gördüyse göz bebeklerinin büyüdüğünü gördüm. "Gitme." Dedim. Sesim bir mırıltıdan fazlası değildi. Tuttuğum elini tüy kadar hafif dokunuşlarla okşamaya başladım.

"Yanıma otur." Dedim ve bu isteğimi desteklercesine elini kendime doğru çektim. Bir sarhoşun çekişinden ne kadar etkilenebilirse o kadar hareket etti. Gözlerime çok uzun süre baktı ve sonra kendine koşarcasına başını iki yana salladı. Şuan içime ene yaşadığını o kadar merak ediyordum ki. Fakat bunu sonra da düşünebilirsin. Sevişmemiz gereken çok mühim konular öncelikliydi.

"İzin ver, sana kahve yapayım. Sonra yanına geleceğim."

"Kahve istemiyorum. Yanıma otur." Ve kendimde bulduğum tüm gücümle onu koltuğa çektim. Bana ayak uydurdu. Koltuğa, hemen yanıma oturdu. Ona doğru döndüm ve hala elini tutarken, diğer elimi yanağına dokundurdum. Kendi içinde savaşıyormuş gibi bir hali vardı.

İçimde öyle bir yangın büyüyordu ki, Fatih'in gözlerine bakmak bu yangını harlıyordu. Bu yüzden ikimizi de şaşırtacak o hareketi yaptım. Fatih'in ne olduğunu anlamasına izin vermeden, hızla bir bacağımı diğer tarafına atıp kucağına yerleştim. Bunun peşisıra dudaklarımı sertçe dudaklarına bastırdım.

Dudaklarımız birbirine temas eder etmez boğazımdan firar eden minik mırıltıyla Fatih'e daha çok bastırdım kendimi. Fakat Fatih şaşkınlıktan olsa gerek birkaç saniye benim ne yaptığımı anlamaya çalıştı. Ve hemen sonrasında başını yana çevirdi.

"İnci," dedi zorlandığını belli eden bir sesle. "Kendinde değilsin."

Söylediği şeyi beynim alkolün etkisiyle birkaç saniye sonra algıladığında kıkırdadım. Fakat dudaklarımı yanağından ayırmadım. Onun yerine, oturduğum yere kendimi iyice bastırıp, dudaklarımı hafifçe yanağında gezdirdim.

"Kendimdeyim ben." Dudaklarım yanağını ezberleyip, boynuna doğru ilerlediğinde kendisi kıpırdamayan fakat kıpırdadığını hissettiğim yerleri olan (wtf çemmlşswşsçzşsşsö) Fatih'in kazağının içine attım elimi. Fakat sanki ben ateşmişim, ona dokunduğumda yakacakmışım gibi uzaklaştırdı beni kendinden.

"Fatih!" Ses tonum neredeyse ağlayacak gibiydi. "Beni kendinden uzaklaştırma." Tekrar denedim. Vazgeçmek istemiyordum. Vazgeçmeyecektim. Fatih'i şuan deli gibi istiyordum.

Beni tekrar kendinden uzaklaştırdığında, geri çekildim. Fakat elim olduğu yerden ayrılmadı.

"Neden bu kadar nazlanıyorsun?" Dedim. "Sanki hiç yapmadığımız şey." Fatih, gözlerini kıstı.

"Hala tam olarak barışmış değiliz İnci. Sabah uyandığında kendini kötü hissetmeni istemiyorum."

"Kendimi kötü hissetmeyeceğim." Diye fısıldadım. "Sadece sarhoşum Fatih." Elimi hareket ettirdim ve karnındaki kavimleri okşadım. "Şuan benimlesin." Yaklaştım. "Seninleyim." Dudaklarına milim kala durdum. "Ve seni tam olarak şuan deli gibi istediğimi bilecek kadar kendimdeyim."

Fatih, ne yapacağını şaşırmış gibi önce gözlerime odaklandı. Fakat içindeki savaşta galip gelen taraf bendim. Sıklaşan nefeslerinden, elimin altında kasılan gövdesinden ve sanki çölde suya kavuşmuş gibi dudaklarıma ulaşan dudaklarından bunu çıkarabilirdim.

"Beni deli edeceksin." Dedi ince kazağımı başımdan çıkarıp rastgele fırlatırken. Dudakları hızını kesmeden dudaklarıma ulaştığında beni olduğum yere daha çok bastırdı. Sanırım beynimdeki asıl sarsıntı şimdi başlıyordu.

cruel +18 | texting Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin