Doğup büyüdüğüm, beni ben yapan her anı biriktirdiğim şehri terk etme fikri saçmalıktan ibaretti. Fakat bazı şeyler oluyordu ki, insanı kısa bir sürede tüm bu güzelliklerden vazgeçiriyordu. Huzurla izlediğin manzara hatırlattıklarıyla bir kabusa döndüğünde artık bazı şeyleri geride bırakmak gerekiyordu. En azından ben kendime olan saygımı ve mental sağlığımı kaybetmeden bunu yapmalıydım.
Saat öğleyi biraz geçiyordu. Fatih'in son mesajının üzerinden on beş dakika ya geçmiş ya geçmemişti. Ben ise son kez geldiğim ve belki de bir daha hiç göremeyeceğim bu evi inceliyordum. Beynimi patlatacak düşüncelerle beraber. Ve bir yandan heyecanlıydım da. Olup biten her şeyden sonra Fatih'i görecek olma fikri beni yine de heyecanlandırıyordu. Fakat bunun son kez olduğunu hatırladığımda içime bana ızdırap veren bir hüzün çöküyordu.
Çalan kapı zili ise kalbimin ritmini biraz artırdı. Çünkü ablam fikrinden vazgeçip benimle vedalaşmaya karar vermiş olmalıydı. Bu yüzden kapıyı açmaya koşarak gittim ve hızımı kapıyı açıp ardını görene dek kesmedim.
Fakat gördüğüm yüz, ister istemez yüzümdeki ufak heyecanı silip yerine kalbime katlarcasını bıraktı.
"Beni gördüğüne çok sevinmiş gibisin." Yüzünde mahçup bir gülümseme vardı. Ve onu her gördüğümde heyecanlanma huyumu bir türlü atlatamamıştım.
"Seni bu kadar erken beklemiyordum. Daha iki saat var." Kapının önünden çekildim.
"Fazladan iki saatten ne zarar gelir?" dedi ve üzerindeki paltoyu çıkardı. "Sonuçta son kez."
"Öyle. Sen içeri geç. Bir şey içer misin?"
"Hayır hiçbir şey için uğraşma. Seni görmeye geldim."
Salonun ortasında öylece dikilmiş, birbirimize bakıyorduk. Ne o salona geçmek için bir hamle yapıyordu ne de ben. Fakat telaşlı bir hali vardı. Sanki ne diyeceğini bilemiyormuş gibi ve o... utanıyor muydu? Daha fazla bu durumu sürdürmemek adına salona doğru ilerledim.
Fatih, salona girer girmez dağınıklığa göz attı. Ortada duran valizlerim ve valizlere konulması gereken son eşyalar. Ve sanki yüzü biraz daha düşmüştü.
"Neden bu kadar erken geldin?"
"Bilmiyorum. Evde duramadım ve belki yardıma ihtiyacın vardır diye..." duraksadı. Gözü açık valizin en üstünde duran çerçeveye takıldı. Kendime küfrettim.
"Bunu ne zaman çektin?" Dedi ayaklarını oraya doğru sürüklerken.
"Çok oldu." Dedim ama sesim sanki içime kaçmış gibiydi. Eğildi ve çerçeveyi eline aldı.
Aylar önce birlikte uyurken çektiğim bir fotoğraftı ve tek fotoğrafımızdı. Boynuma sokulduğu, beni hiç bırakmayacakmış gibi sarıldığı ve saçma bir şekilde gerçekten öyle hissettiğim bir gece çekmiştim bu fotoğrafı. Belki de fotoğrafı yanıma almamalıydım bile fakat yine de bize ait bir şeyin benimle olduğunu bilmek bu duruma biraz daha katlanabilir kılıyordu beni.
"Bize bunu yapmamalıydım." Diye mırıldandı. "Bazı şeylerin farkına çok geç vardım." Çerçeveyi yavaşça yerine bıraktı ve doğruldu. "Özür dilemek için gerçekten çok mu geç kaldım."
"Özür dilemek için hiçbir zaman geç değildir. Sadece sana olan inancımı kaybettim." Yaklaştı. Adımları kalbimde deprem etkisi yarattı. Ellerime uzandı ve sanki ilk defa tutuyormuş gibi, ellerinde dünyanın en narin maddesini taşıyormuş gibi dikkatliydi.
"İnci. Gitmemen için her şeyi yaparım. Bana ne yapmam gerektiğini söyle yemin ederim senin için her şeyi yaparım." Ellerimi huzursuzca ellerinden çektim.
"Fatih buraya bana yardım etmek için geldiğini söyledin. Lütfen bana bunu yapma yüz yüzeyken sana karşı gelmek çok daha zor." Arkamı döndüm. Sağ elim alnıma gitti ve beynime baskı yapan ağrıyı sanki geçirebilecekmişim gibi okşadım.
Fatih, ellerini belime sardı. Uzaklaşmalıydım fakat uzaklaşmak istemedim. Sırtımı göğsüne yasladı ve başını omzuma eğdi.
"Lütfen," diye fısıldadı. Bisiklet yaka kazağımın açıkta bıraktığı tenime derin bir öpücük kondurdu. "Gitme." Bir öpücük daha. Karnımda birleştirdiği ellerini çözmek istedim. Bana izin vermedi. Başını biraz daha öne çıkardı ve çene kemiğime sert bir öpücük daha bıraktı.
"Senin için her şeyi yaparım." Dudaklarının her bir hareketini tenimde hissediyordum. Göz kapaklarım sanki üzerlerine tonlarca yük binmiş gibi hızla aşağı indiler. Yapacağı şeyi öyle iyi biliyordu ki. Kesinlikle teklifini kabul etmemeliydim.
"İnci." Diye mırıldandı tekrar. Dudakları yanağımda tüy kadar hafif dokunuşlar bırakıyordu. Sol elim benden bağımsız ensesindeki saçlara ulaştı. "Gitme." Bir öpücük. Kayıtsız kalamadım.
"Neden?" Dedim. "Gitmemem için bana bir sebep ver." Beni kendine daha çok bastırdı. Dudakları, dudağımın kenarında durdu.
"Çünkü seni seviyorum."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
cruel +18 | texting
Ficción General••• Fatih Erdener: bu gece boş musun İnci: sana da günaydın fatih Fatih Erdener: bu gece bana gel ya da ben sana geleyim İnci: nasıl olalım yuvarlanıp gidiyoruz işte, sen? Fatih Erdener: inci beni yorma Fatih Erdener: kendimi iyi hissetmiyorum ...
