26

631 42 0
                                        

Zihnime dolan ve kulaklarımı sağır edercesine çıkan ses bir ambulansa aitti. Sesler, olduğundan yüksek, görüntüler ise oldukça bulanıktı. Bedenimi yoklama ihtiyacı hissettim. Beynim, ayak uçlarımdan yukarı doğru vücudumu tararken derin bir sızı hissettiğim yer ellerimdi. Parmak uçlarım.

Yüzüme düşen birkaç su damlasını hissedince gözlerimi açmaya zorladım. Kirpiklerim bile tonlarca demirden daha ağır gelmişti o an. Bulanık görüntü netleşmeye başladığı saniye, vücudumdaki yaraların acıtmadığını farkettim. Acıtan şey bu görüntüydü.

Bulut kahverengi gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Gözlerinden süzülen ince yaşlardan habersizdi belki de. Sızlayan parmaklarımı tutuyordu. Korkuyla ellerimi kavradıkça diken batıyormuş gibi bir acı yayılıyordu tüm vücuduma. Konuşmaya halim olsaydı bile söylemezdim ellerinin canımı yaktığını.

Bileğindeki hafif gevşekleşmiş mor ipi gördüğüm an Bulut'tan bir farkım yoktu. Ağlıyordum. Sesimi duyduğunda gözlerini açtı.

"Dolunay." dedi kısıklaşmış sesiyle. "Kötü bir şey yok. Sadece ben... korktum bilmiyorum."

Birkaç kez halsizce öksürdüm. "İyiyim... Sağ cebimde bir şey var."

Beni dinlemeye devam ederken cebimi yokladı ve içindeki mor ipi şaşkınlıkla çıkardı.

"Bileğime bağlasana." dedim gülerek. Buğulu gözlerine rağmen güldü. "Deli misin sen? Az önce bir kaza geçirdin."

"Evet, biliyorum." dedim acı biraz azalmaya başladığında. "Her insanın başına gelebilir."

"Hadi bağla."

Cidden deli olduğumu düşünüyordu muhtemelen. Gözlerindeki korku hâlâ oradaydı ama gülümsüyordu. İpi bileğime bağladı ve ellerimi tekrar avuç içine aldı. Şu an öyle bir ortam vardı ki...

Hemşireler tansiyonumu ölçüyor, ambulans sesi hâlâ zihnimde, Bulut'un bakışları beni utandırıyordu.

"Neden öyle bakıyorsun?"

Omzunu silkti. Gülüşü bir anlığına kesilir gibi oldu.

"İyisin değil mi?"

Bu soru o kadar komik gelmişti ki kocaman gülümsediğimi farkettim. Cevabım da bir o kadar komikti.

"Çok iyiyim."

Ambulans durduğu an, sedyeyle birlikte yavaşça dışarı çıkarıldım. Bulut'un ellerimi bırakmak zorunda kaldığı bir iki saniye ardından keskin acı kendisini belli edercesine yayıldı bedenime. Yüz ifadem bariz şekilde değişti. Fiziksel acının her noktama yayıldığını hissettiğim zaman buydu işte. Bulut'un endişeye yüz tutmuş sesi kulaklarıma doldu önce. Sonrası ise film şeridinde akan sahneler kadar hızlı ve bilinmezdi.

Gözlerimi açtım. Bir hastane odasında, tek başıma. Elim sargıya alınmış şekilde yatıyordum. Birkaç dakika sonra odaya bir hemşire girdi. Sakinleştirici yapacağını söyleyerek koluma batırdığı iğnenin ardından kapı büyükçe bir gürültüyle açıldı.

"Kızım!" dedi annem dehşet dolu bir ifadeyle. Bense evden kaçmış masum kız gibi yatağa sinmiş öylece bakıyordum anne ve babama. Sonraki yarım saat, 2 dakikalık bir olayı en ince ayrıntılarına kadar anlatmakla geçmişti.

"Anne, kaza geçirdim ben ya. Sanki karakolda sorgu veriyorum."

Annemin dediklerimi idrak ettiğini anlamam zor olmadı. Gözleri dolmuştu.

"İyiyim ben, dram sahnesi istemiyorum."

Onları da anlıyordum, korkmuşlardı. Ama ben duygusal sahnelere gelemiyordum işte.

"Beril ve Bulut nerede?"

Annem cevap verdi.

"Beril o şaşkınlıkla ambulansa bile binememiş. Kızcağız koşa koşa bize gelmiş haber vermeye. Çok korkmuştu bizde eve yolladık. Akşam gelecek görmeye."

Başımı salladım ama sorumun hepsini yanıtlamamışlardı. "Bulut?"

"Sorguda." dedi babam düz bir sesle. "Sana çarpan adam da öyle."

Cevap vermeden başımı pencere tarafına çevirdim. Bileğimdeki ipe baktığımda delice gülümsememek için büyük çaba gösteriyordum. Öylesine hisler miydi bunlar, Bulut'un parkta dediği gibi? Öyle olsa bile şimdilik buna inanmayacaktım.

1 saat içerisinde tüm kontroller yapıldı ve ardından taburcu oldum. Hasar alan tek yer parmaklarımdı. Biraz sızlamaları haricinde iyiydim.

Hastanenin önünde bir bankta oturmuş hafif yağmur eşliğinde anne ve babamın gelmelerini beklerken cebimde olduğunu bile yeni farkettiğim telefonuma bildirim geldi. Ekranda beliren "B" yazısı kalbimi hızlandırmıştı.

B: Yine yağmur yağıyor.

B: Ve ne kadar inkar edersem edeyim,

B: Ben yine tutuluyorum sana.

Derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim. Bulut'un yazdığını görünce onu bekledim.

B: Biliyorum başkasını seviyorsun.

Yazıyor...

B: Ama benim hislerim bunlar, değiştiremiyorum.

Şu an yapacağım şeyi ekstra bir cesarete ihtiyaç duymadan yapacaktım.

Dolunay: Bulut,

Dolunay: Sevdiğim kişi sendin.

Cevap gelmedi. Dakikalar geçti. Başımı yukarı kaldırıp yağmur damlalarının yüzüme düşüşünü izlerken birden yanımda bir beden belirdi. Yüzümü o tarafa çevirdiğim an gözlerime masum bir heyecanla bakan Bulut, dikkatlice sarıldı bana. O kadar narin sarılıyordu ki gülümsedim.

"Bulut, üzerimde "dikkat kırılabilir" yazıyorda haberim mi yok?"

"Sarılırken tüm kemiklerini kırsam bile söylemezsin ki."

Sargılı elimi avcuna alarak yüzüme baktı.

"Niye söylemedin parmaklarının acıdığını?"

Omzumu silktim.

Güldü.

Kafamı omzuna yaslayıp salakça gülümsedim bende.

"Arkadaş mıyız?" diye sordum.

Kaşlarını çatıp yüzüme baktı. Şaka olduğunu anladığı an ise derin bir nefes almıştı. Muzip gülüşünün ardından yanıtladı.

"Hiç sanmıyorum."

Dolunay | TextingHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin