12

12 6 0
                                        

 Bir haftadır Kamer durmadan bilgisayar başında veya dışarıda bir şeyler ile uğraşıyordu. Hiç şikayet etmediği bu süreç boyunca kolu da neredeyse tamamen iyileşmiş gibiydi. Bense bazen evde boş boş dolanıyor, günlük olarak yemek hazırlıyor ve evdeki çalışma odasının büyük kitaplığından bulduğum bir şeyleri okuyordum. Jack London'un Beyaz dişini bitirmiştim ve gerçekten çok etkileyiciydi. Bazen aklıma dedem geliyordu ve zaman zaman ağlıyor zaman zaman da ağlayacak gibi oluyordum. Kamer bu konudan bahsetmemişti ama benim tahminimce kolundan ve bir şeylerle uğraştığından dolayı benim eğitimim konusunda hiçbir şey yapmaya başlamamıştık henüz.

"Yarın Kısrak ve Gelincik geliyor." Duyduğum sesle irkildim ve oturduğum koltuktan geriye baktım. Merdivenlerden inen Kamer elindeki Laptopa bakarak konuşuyordu. "Kısrak ve Gelincik mi?" karşımdaki koltuğa oturup elindeki laptopa bir şeyler yazarken çoğu zaman olduğu gibi bana bakmadan cevapladı. "Evet, seni eğitmeye başlayacaklar. Kısrağı geçenlerde görmüştün. Kolumu dikmişti." kollarımı göğsümde bağlayıp homurdandım. "O kadın senin neyin oluyor hala anlamış değilim." O kadın kesinlikle benden hoşlanmamıştı. Oysa yaşıtım bir arkadaş edinmeyi çok isterdim. Belki hala şansım vardır beni zamanla sever. "Neden isimleri bu kadar tuhaf ve hayvan ismi?" Kamer bıkkınca soludu. "Kod adları. Herkes kendi kod adını seçiyor." Kamer'in kod adının avcı olması gözüme oldukça havalı geldi bir an. Çünkü diğerleri kod ad olarak hayvan ismi seçerken o bir avcı olmuştu. Farklı ve güçlü bir o kadar da akıllı ve tehlikeli...

"Beni senin eğiteceğini zannediyordum..." Kamer cevap vermeden işine devam etti. Kaşlarım çatıldı ama sonra tek kaşımı kaldırıp alaycı ve keyifli bir sesle konuştum. "Yoksa seni bir daha vururum diye mi endişeleniyorsun?" Kamer'in laptopun klavyesi üzerinde hızlı hızlı hareket eden parmaklarının tuşlara vururken çıkardığı ses bir anda bıçak gibi kesildi. Keskin bakışları yüzümü bulunca istemsizce bütün tüylerim diken diken oldu. Biraz ürküp tek kaşımın normal yerine dönmesine izin verdim ve zorlama bir biçimde gülümseyerek konuştum. "Şakaydı." Kamer tekrar işine devam edince ayağa kalkıp pat diye kendimi koltukta onun dibine attım ve dedeme yaptığım gibi sırnaşarak konuştum. "Canım sıkıldı!" yanağımı sert koluna yaslayıp birkaç kere koluna çarpıp huysuzca mırıldandım. Kamerin elleri yine durmuştu. Beni dinlemek için işine ara vermesi beni mutlu etti. "Yine bir eve hapsoldum. Tek fark artık dedem yok." Gözümden bir yaş istemsizce akıp yanağım boyunca süzüldü ve yanağımın Kamer'in koluna yaslı yerine gelince ikimizin arasında sıkışıp yok oldu... Kamer bunu hissetmiş olacak ki kollarındaki ince ama onu erkeksi gösteren tüylerin hafifçe diken diken olduğunu gördüm. Elimi kolu boyunca ilerletip okşar gibi onları aşağı indirdim ve boğazımdaki düğümün verdiği etkiyle garip bir sesle konuştum. "Sen bana kötü kötü bakınca benim de tüylerim diken diken oluyor... Ya da aniden sıcak veya soğuk suya girince... gözyaşım seni ürküttüyse özür dilerim." Kamer başını koltuğun baş yaslama yerine dayayıp tavana baktı ve kalın sesiyle boğazını temizledi. Bu sırada boynundaki çıkıntı yutkunmasıyla yavaşça hareket etti. "Dedem yoksa da en azından sen varsın. Yapayalnız olsam çok kötü olurdu...Belki de ailemin bana doğum günü hediyesi sensindir. Beni o korkunç felaketten sonra kimsesiz bırakmamak için gelmiş bir mucize..." Ağızımdan bir hıçkırık kaçınca şakacı ama biraz da sitemli tutmaya çalıştığım boğuk sesimle devam ettim. "Dedemin de çok işi vardı ama o bana senin yaptığından daha fazla zaman ayırıyordu..." Kamer başını kaldırıp tekrar karşıya bakarak konuştu. "Ben...seninle ilgilenemem..." dudaklarım kontrolsüzce titredi. Bu bir an kırılmış hissettirmişti. Hatta biraz öfkelenmiştim bile. Gerçi buna hakkım yoktu. Benim için hiçbir şey yapmak zorunda değildi ama ben bir anda karmakarışık bir hayata adım atmıştım ve şu bir haftadır ruhsal dengem bozulmuştu. Ben zaten hep yalnızdım ama dedemin yokluğuyla beraber artık yapayalnızdım. Sanki bir haftada tüm ömrüm boyunca taşıdığım o eksiklik artık benim bütün kolonlarımı sarsmış ve ayakta kalma dengemi tamamen yok etmişti...,

Yanağımı yaslarken Kamer'in koluna sarmış olduğum kolumu ve yanağımı hızlıca geri çekip kendimle dalga geçer gibi konuştum. "Tabii ki benimle ilgilenemezsin... bir sürü işin var. Zaten bana öyle bir borcun da yok. İntikamımda bana yardım edecek olman bile çok büyük bir şey. Bu hafta biraz sıkılmıştım ama yarın yeni arkadaşlarım olacak. O zaman hiç sıkılmam." Hızlıca koltuktan kalkıp merdivenlere yöneldim bu sırada gözümden akıp parkeye damlayan bir damla gözyaşına engel olamadım ne yazık ki... Kamer'in bir şey söylemek istediğini hisseder gibi oldum ama duymak istemiyordum. Buna hakkım olmasa bile inciniyordum çünkü... Sanırım dedemin yokluğunu duygusal olarak onunla tamamlamayı arzulamıştım ama bu tamamen aptalcaydı...

"""

Alarm sesiyle adeta fırlayarak yataktan kalktım ve Kamer'in bana verdiği ve her şeyi olan odanın ebeveyn banyosuna girip hızlıca yüzümü yıkadım ve işimi halledip çıktıktan sonra dolabımı açıp içine hızlıca bir göz attım. Dünkü koltuk muhabbetinden sonra odamdan hiç çıkmamıştım ama bugün yeni bir gündü ve yeni arkadaşlar edinecektim. Dün geceden içinde her çeşit kıyafet olan dolaptan seçtiğim kırmızı renk boğazlı ve uzun kazak elbiseyi askıdan alıp yatağa attım. Hızlıca üstümü çıkarıp uzun kollu boğazlı elbiseyi üzerime geçirdim ve kalın kırmızı kuşağını arkadan kurdele yapıp ayağıma siyah rugan botlar giydim. Elbisenin derin yırtmacı bacağımı baya bir ortaya çıkarıyordu ama katlanacaktım artık. Belki kısrak gibi giyinirsem beni kendisine yakın hissedip bana biraz olsun ısınırdı. Dolabımda onun geçen giydiği elbiseye en yakın elbise buydu.

Kızıl kısa saçlarımın önden bir tutamını tepeden geriye doğru Zehra Teyze'nin öğrettiği gibi balık sırtı örüp makyaj masasındaki kutunun içinden bulduğum bir tokayla bağladım. Kamer'in evinde neden bir kıza dair her şeyi içinde barındıran bir oda vardı hiçbir fikrim yoktu ama oldukça güzeldi. Kamer bu odayı bana verip vermeme konunda sebebini anlamadığım uzun bir tereddüt anı yaşadıktan sonra odayı bana verme kararı almıştı. Aynalı makyaj masasının üzerinden aldığım kırmızı ruju güzelce dudaklarıma yedirdim ve gözlerime de biraz siyah rimel sürdüm. Aynaya şöyle bir bakınca hoş gözüktüğüme karar verip koşarak aşağı indim. Kamer mutfakta omlet yapıyordu. Benim mutfağa girdiğimi fark etti ama arkasına dönmedi. Bütün gücümle kalçalarımı sallayarak mutfakta volta atmaya başladım. Kısrak da merdivenleri aynen bu şekilde çıkmıştı. Poposunu sallaya sallaya. Belki de yaşıtlarım böyle yürümeyi seviyordu. Sonunda Kamer'in gözlerinin bana döndüğünü fark edince defile yürüyüşümün son turunu tamamlayıp parlayan gözlerle "Ne yapmaya çalışıyorsun?" dercesine garipser biçimde gözlerime bakan Kamer'e bakıp yüz ifadesine kıkırdadım ve umut dolu bir ifadeyle konuştum. "Kısrağa benzemiş miyim?" Yaptığı omleti bir tabağa koyup önüme bıraktı ve sabır dilercesine tavana bakıp konuştu. "Hayatım boyunca ilk defa bir insanı anlamakta bu kadar zorlanıyorum." Yüzünü bana çevirip tek kaşını kaldırarak konuştu. "Onun en az onun kadar berbat bir kopyası olmuşsun. Üstelik kaba etini dev bir marakas gibi bir o yana bir bu yana sallayarak ne yapmaya çalışıyorsun harbiden?" kaşlarımı çatarak homurdandım. "Dalga mı geçiyorsun? Sadece ona benzersem belki benimle arkadaş olmak ister diye düşündüm. Ayrıca kaba et ne ya?" Sabır dilenir gibi bir ifadeyle etrafa bakıp kendi tarafına oturdu ve omletinden bir parça koparıp ağızına attıktan sonra cevapladı. Ben de masaya oturdum çünkü karnım zil çalıyordu. "Arkadaşlık bu şekilde kurulması gereken bir şey değildir." Omuz silktim. "Daha önce hiç bir arkadaşım olmadı bu yüzden bilemeyeceğim." Bende omletimden bir parça koparıp ağzıma attım ve meraklı bir tonda devam ettim. "Peki arkadaşlık nasıl kurulur?" Kamer'in gözlerinde yüreğimin burkulmasına sebep olan hüzünlü bir ifade oluştu. "Seni olduğun gibi seven ve zor anlarında da iyi anlarında olduğu kadar yanında olan kişidir." heyecanla sordum. "Peki senin hiç benim dışımda bir arkadaşın oldu mu?" Kamer'in gözlerindeki ızdırabın büyüdüğünü hissettim. "Sadece bir kere arkadaşım oldu." Merakım iyice artıyordu. "Peki ne oldu ona?" Kamer çayından bir yudum aldı ve puslu sesiyle cevapladı. "Öldü?" aniden ürktüm ve kısık bir sesle zar zor "Neden?" dedim. Gözlerini tam gözlerimin içine dikti. "Çünkü onunla ilgileniyordum..."

KAÇAKHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin