Selammm… Yeni bir bölümle karşınızdayızzz :) Duygusal bir bölüm oldu ha? Ne dersiniz.. İyi okumalar… Oy vermeyi unutmayın <3
Rüzgar ve Eylül yeni yıla birbirlerine sarılarak girmişlerdi. Sarılmaya devam ederlerken çok sert bir öksürme sesi duydular. Onlar bu mutlu anın büyüsüne kapıldıkları için bu sesi duyduklarında irkilmişlerdi. Hatta Eylül Rüzgar'a daha da sıkı sarılmıştı. Dönüp çatının küçük giriş kapısına baktığında abisini gördü ve şoka girdi. Öylece kalakalmıştı.
Abisini uzun zamandır görmemesine mi şaşmalı yoksa Rüzgar ile onu böyle gördüğüne mi... Eylül ve abisi birbirlerine bakarlarken Rüzgar'ın gözleri ikisinin üzerinde gidip geliyordu. Abisi kardeşini sonunda gördüğüne sevinmişti ama yanındaki erkekle bu kadar yakın olması... Yıllardır sarılamadığı kardeşine sarılan bir erkeği gördüğünde kıskanmıştı. Ve donuk, bir o yandan da öldürücü bakışlarını yavaş yavaş Rüzgar'a yöneltti. Eylül ise girdiği şoktan kurtulmaya çalışarak, şaşkın ve cevap bekler bir şekilde,
" Abi..." dedi. Abisi kardeşinin sesini duyunca ona döndü ve kollarını açıp parmaklarını oynatarak 'gel' işareti yaptı. Eylül bu özleme dayanamayıp koşarak abisinin kollarına atladı. Abisine bir koala misali yapıştı. Abisi kardeşinin kokusunu doya doya içine çekti ve saçlarına küçük öpücükler kondurdu. Eylül dayanamayarak salya sümük ağlamaya başladı. Abisi onu kollarından ayırıp,
" Ahh, ağlama çirkin!" dedi. Eylül yüzünü düşürünce abisi,
" Seni çok özlemişim!" deyip Eylül'ü tekrar kollarının arasına aldı. Rüzgar ise onları yalnız bırakmak için sessizce aşağıya indi. Eylül abisinin gergin olduğunu anladığında ona ne olduğunu sordu. Abisi sesli ve sıkıntılı bir şekilde nefesini verdikten sonra kararsız bakışlarını kardeşine çevirip,
" Eylül başımızda büyük bir bela var, biliyorsun. Ve biz de bu beladan kurtulmaya çalışıyoruz ama kurtulmaya çalıştıkça çevremizdekileri de bu bok çukuruna sürükleyip onları tehlikeye atıyoruz. Bu yüzden annemle bir karar aldık..." Eylül, ürkmüş, isteksiz ve sorar gözlerle devam etmesini bekledi.
" Şunu demek istiyorum; Amerika'ya gidiyoruz." Eylül duyduklarının etkisiyle gözlerini fal taşı gibi açtı ve ikinci bir şoka girdi. İstemiyordu. Hayatına yeni birisi girmişti. Onu ve arkadaşlarını bırakıp gidemezdi. Gözünden bir damla yaş süzüldü. Abisinin üzgün gözlerine baktı. Kardeşine bunları yaşattığı, onu bu pis işlere alet ettiği için babasından nefret ediyordu. Dayanamayarak kardeşine sarıldı ve kulağına,
" Sadece iki haftalığına çirkin, bu beladan kurtulmalıyız" diye fısıldadı. Geri çekilirken Eylül'ün burnunu sıktı. Eylül abisine küçük bir gülümseme verdi, yüzünü sildi. Rüzgar'ın yanına gitmek istiyordu. Arkasına döndü ama Rüzgar'ı göremedi. Abisine döndüğünde aşağıyı işaret etti. Eylül tam aşağıya inecekti ki abisi kolunu tuttu,
" Eylül, bunu kimse bilmemeli!!" dedi. Eylül istemeyerek de olsa başıyla onayladı. Koşar adım aşağı indi. Saat 2:00'yi geçiyordu. Neredeyse herkes dağılmıştı. Eylül, Rüzgar'ın yanından ayrılıp annesinin yanına gitti ve sarıldı. Kulağına,
" Ne zaman?" diye fısıldadı.
" Güneş doğmadan. Abin biletlerimizi almış. Bir buçuk saate havaalanında olmalıyız." Eylül kafasıyla onayladıktan sonra arkadaşlarının yanına gitti. Her birine üzgün bir şekilde bakıyordu.
Parti bittiğinde küçük grubumuz halen dağılmamıştı. Eylül'ün annesi sıkıntıyla nefesini dışarıya vererek kızının dikkatini çekmeye çalıştı. Eylül, annesinin 'hadi!' bakışlarına karşılık arkadaşlarına dönerek,
" Artık biz gidelim, hem annem yoruldu hem de malum, abim geldi.." dedi. Herkes ona anlayışlı bir şekilde bakıp, onayladılar. Eylül hepsine tek tek, sıkıca sarıldıktan sonra sıra Rüzgar'a gelmişti. Gözleri dolu dolu bakıyordu şirinenin. Bir anda sıkıca Rüzgar'a sarıldı. Rüzgar aniden gelen bu sıkı sarılışa karşı ilk afallasa da zaman kaybetmeden sevdiği kızın sarılışına karşılık verdi. Saçlarına öpücükler kondururken nefesinin arasından,
" Seni seviyorum..." dediğinde Eylül cevap olarak göğsüne bir öpücük kondurdu.
Eylüller eve geçer geçmez çanta hazırlamaya koyuldular. Eylül çantasını hazırladı ve üzerine siyah taytını, siyah boğazlı kazağını ve şişme montunu giydi. Asker botlarını da ayağına geçirip çantasıyla beraber odasının kapısına yaklaştı. Kapıyı açtığında abisi ve annesiyle karşılaştı. Uzunca bakıştıktan sonra birbirlerine cesaret dolu bir kucaklaşma verdiler. Ardından havaalanına doğru yola çıktılar.
Uçağın anonsunu beklerken Eylül düşünceleri arasında boğuluyordu. Hayatı, babası, sevdiği çocuk...
Babası tarafından mahvedilen hayatını annesi, abisi, sevdiği çocuk, arkadaşları düzeltmeye çalışıyordu. Keşke babam olmasaydı diye düşündü. Artık ondan nefret ediyordu. Neyse, artık yapacak bir şey yoktu. Çekecekti bu çileyi... Ona en çok koyan iki hafta da olsa sevdiceğinden ayrı kalacağıydı.
O kadar çok şey düşünmüştü ki farkında olmadan ağlamaya başlamıştı. İç sesi,
' Regl misin kızım sen? Kes artık duygusallığı!' dediğinde Eylül,
' He canım he...' deyip iç sesine orta parmak çıkardı. Tabi iç sesiyle konuşurken yüzünün aldığı komik ifadeleri abisinin gördüğünü gözyaşlarını silince fark etti. Abisi kardeşinin şapşallıklarına içten bir şekilde gülerken Eylül farkında olmadan abisini güldürdüğü için mutluydu. Tekrardan abi kardeş kucaklaşması yaparlarken uçaklarının anonsu duyuldu. Artık gitme vaktiydi. Eylül ayaklarını sürüye sürüye uçağa doğru ilerledi. Zorlu ve duygusal iki hafta onları bekliyordu...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
5 Hayal Tek Gerçek
Fiksi RemajaHiçbir ilişkileri normal olmayan ve değişken ruh hallerine sahip olan 5 kızın gelecek hayalleri uğruna verdikleri savaşı anlatacağız size. Hayat kolay değildir ve bu kızlar için de kolay olmayacaktır. - Hayat bir sürprizler serisidir. Öyle olmasaydı...
