"Jane, sen... O'sun. Karanlığı aydınlığa çevirecek, kötülüğün esir aldığı dünyayı kurtarabilecek kişisin. Yeryüzünde, karanlığın ele geçirdiği her toprağı, her suyu, tüm havayı, yakan ateşi geri kazanabilecek kişisin. Sen, O'sun... Avatar..."
Uyandığım an, terden sırılsıklam olduğumu hissediyorum. Yatağımdan fırlarcasına kalkıyorum ve kapıyı hafif aralayıp, gölden bir miktar su alıyorum. Suyu başımdan aşağı döküyorum. Vücudumun etrafından sıcak hava dalgası oluşturup, kendimi kuruluyorum. Üzerimi değiştiriyorum ve dışarı adımımı atıyorum. Bazıları banka, bazıları yere oturmuş kahvaltı yapıyorlar.
Gözüm Percy ve Robin'i arıyor. Yerde otururlarken buluyorum onları, şakalaşıyorlar. Robin, her ne kadar mutlu görünmeye çalışsa da pek becerebildiği söylenemez. Zorlukla gülümsediği çok açık. Tyler bu durumdayken mutlu olmasını da bekleyemezdim ondan.
Açık büfe gibi, küçük bir mutfağa giriyorum. Bir masanın üstünde toplanmış kirli tabaklar ile çöpteki yemek artıklarının kokusu hiç güzel gelmiyor. İçeride kimsenin olmadığını gördüğümde konuşuyorum.
"Ah, merhaba?"
"Hey!" Kahvaltı tabaklarının özenle yerleştirildiği, kapalı, büfemsi yerde biri kafasını yukarı kaldırıyor. Beni gördüğünde gülümseyerek ayağa kalkıyor.
"Merhaba, Avatar! Senin için ne yapabilirim?"
Gülümsüyorum, tabi ki içten değil. "Ben, acıkmıştım da." Mutlu görünmeye çalışıyorum.
"Elbette! Avatar için yemeğimiz her zaman mevcut! Ne istersin?"
Kaşlarım kalkıyor. "Ne olursa."
"Ne olursa... Yumurta sever misin?"
"E, evet. Severim."
"Pekâla!" Tekrar yere eğiliyor ve elinde bir yumurtayla yukarı çıkıyor. Yumurtayı havaya fırlatıyor ve ağzından ateş üflüyor. Ha? Buradakilerden öğrenmem gereken çok şey var.
Bir süre ateş üfledikten sonra bir tabak çıkarıp yumurtanın üstüne düşmesini sağlıyor. Üzerine biraz da tuz serpiştirip şaheserine bakıyor. "Başka bir şey?"
"Bu yeterli, teşekkürler." Tabağı alıyorum ve çıkmadan önce bir şey soruyorum. "Bana bunu öğretmelisin."
"Neyi?" Şaşırmışa benziyor.
"Daha demin yaptığım hareketi. Öğretir misin?"
Gözleri açılıyor. Kahverengi gözleri heyecanla parıldıyor. "Be-ben mi?"
"Burada başka birini görebiliyor musun?"
Gülüyor. "Onur duyarım! Bu arada, ben Luke."
"Memnun oldum, Luke."
Ben çıktığım anda, "İŞTE BEN!" diye bağırıyor. Gülmeden edemiyorum. Kampta böyle insanların olması arada beni sorunlarımdan uzaklaştırabilirdi.
Percy ve Robin'in ortasına oturuyorum. "Selam millet." Ve, önemli bir şeyi unuttuğumu fark ediyorum.
Çatal.
Yüzüm düşerken tabağıma bakıyorum. Yumurta severdim, büyükbabam yaptığında. Şu an o yapabilecek durumda olmadığı için, bununla yetinmek zorundayım.
Biri gözümün önünde çatal sallarken önce çatala, sonra sallayan kişiye bakıyorum. Robin. Gülümseyerek teşekkür ediyorum ve çatalı elinden kapıyorum. Yumurtayı dörde bölerek bir parçasını ağzıma atıyorum. Bir elimi ağzıma siper ederek konuşuyorum. "E, siz çalışacak mısınız?" Yutuyorum ve dilimi dudağımın üzerinde gezdiriyorum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Genç Avatar
FantasyO, tarihin şahit olduğu en güçlü Avatarlardan: Jane Parker. Dünya üzerinde, karanlıkla beslenen o korkunç öfke ile Avatarlar arasında yüzyıllardan beri süregelen; belki de bir gün dünyanın kaderini değiştirecek olan o müthiş savaş. Ancak, insanlığın...
