Ağır kapıyı kendime çektiğimde yüzüme çarpan soğuk havayı hissettim. Kış mevsimi kendini göstermeye başlamıştı artık. Kapı arkamdan sert bir sesle kapandığında kaldırımda diğer tarafa bakan Chan'in dikkati olduğum yöne kaydı.
"Günaydın!" dedi neşeyle.
Ben onun aksine gergin ve rahatsızdım. Ona karşı hissetiğim şeylerle yüzleştikten sonra onu ilk defa canlı görüyordum ve garip hissettiriyordu.
Sanki karşımda ilk defa duruyordu, ilk defa gülümsüyordu bana.
Omuzlarını kaldırıp yüzünün yarısının krem rengi montunun dik yakalarına gömülmesine sebep oldu. Siyah beresi tüm saçını gizlemişti. Gülümsediği için gözleri kısılmış, minik birer çizgiye dönmüştü.
Nasıl bu kadar iyi hissettirebiliyordu? Sadece karşıma geçmiş gülümsüyordu ve ben bu kadar iyi hissettirebilecek başka bir şey olduğuna şüpheliydim.
Ona ilerlerken gülümsüyordum ama onunla olmamam gerektiğini bilmek de içten içe beni rahatsız ediyordu. "Günaydın." dedim onun gibi ama sesimde neşe yoktu ve bunu farkındaydım.
Farkına vardığım ve yeni kabullenmeye çalıştığım bu şey yanında belli etme korkusunu da getirmişti çünkü. Normal davranmam gerektiğini düşünüyordum ama normalin ne olduğunu seçmek zor olan kısımdı. Artık her şeyin benim için anlamı farklıydı sonuçta, ona neyin normal geleceğini nasıl bilecektim ki?
Yürümeye başladığımızda beni omzuyla dürttü. "Sen iyi misin?"
Kafamı hızla salladım. "Evet. Ya sen?"
Ona bakmamaya çalışıyordum. "Evet. Aslında biraz gerginim. Bir süredir üzerinde düşünmeyi ertelediğim şeyleri düşünüp hislerimi kabullenmeye karar verdim."
Yüzümde oluşan şaşkın ifadeyi yok sayıp yürümeye devam ettim. Kalp atışlarım ve vücut ısım artıyor, ellerim neredeyse karıncalanıyordu. "Ne hisleri?"
Böyle bir şey mümkün olabilir miydi? Mi-rae benim hislerim konusunda haklıydı ama Chan'in hisleri konusunda da haklı mıydı? Öyle olsa bile gerçekten ikimiz de bunu aynı gün farkına varabilir miydik ki?
Kendi kendime kafamda bir drama oluşturmayı bırakıp Chan'in vereceği cevap için göz ucuyla ona baktım.
"Okula neden erken gitmek istedim sanıyorsun? Hepsini konuşacağız."
Heyecanım artarken bir an önce okula ulaşmak istiyordum. Ne hakkında konuşabileceğimizi düşünüyordum ama aklıma başka hiçbir seçenek gelmiyordu. Eğer düşündüğüm şeyi söyleyecekse ben de söylemeli miydim? Yoksa tüm bunlara şaşırmış gibi davranıp kibarca konuyu mu kapatmalıydım?
Ne olursa olsun önce onu dinlemem gerekiyordu.
"Bugün sessizsin." dedi kafasını eğip suratıma bakarak.
Suratıma birden yaklaşınca ani bir refleksle geri çekildim. Kaşlarını çatıp tamamen bana döndü. "Korktum." dedim aklıma ilk gelen şeyle.
Böyle anlarda nasıl bu kadar saçmalayabiliyordum aklım almıyordu. "Tamam." dedi yavaşça ve tekrar önüne dönüp yürümeye başladı. "Nasıl diyorsan öyledir."
Ben de onun gibi yürümeye devam ettim ama biraz geride kalmıştım. Aramızın böyle garip olmasını istemiyordum ama elimden gelen bir şey de yoktu işte. Ne yapacağımı ya da nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum ve bunu düşündükçe kafamda daha da karmaşıklaşıyordu.
Derin bir nefes alıp hızlanarak ona yetiştim. "Kitabı bitirebildin mi?"
Suratının sadece bir kısmını görebiliyordum ama yanağındaki gamze ve dişleri ortaya çıktığında rahatladım. Tuhaflığı azaltabilmek iyi hissettirmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Po Tid||Bang Chan
Fanfiction"Hayatıma girmemesi gereken birisiydin, Chan. Böyle şeyleri hissetmemem gereken birisiydin." [Ekim,2020]
