Yeni bir gün değişen hiçbir şey getirmiyordu. Benim için dün nasılsa bugün de aynıydı. Monoton hayatımda bir farklılık olmuyordu. Tıpkı bugün olduğu gibi.
Hafta sonu olmasına rağmen bugün de sabah erkenden kalkmıştım. Akşam yemeği yemediğim için çok aç hissediyordum. Onur henüz uyanmış görünmüyordu ama emin değildim. Yine de gidip bakmadım, ona bağlı değildim sonuçta. Aklıma takılan bir şarkıyı mırıldanarak aşağıya indim. Kendime yemek için bir şeyler hazırlamak istiyordum. Ne yapacağımı pek bilemediğimden dolabı açtım. Kısaca bir göz gezdirdim ve omuz silkerek domates biber peynir çıkardım. Bira şişelerinin yanında duran karışık meyve suyunu görünce gülümseyip hemen aldım. Onur'un bile olsa şu an içebilirdim çünkü canım acayip çok istemişti. Malzemelerimi tezgahın üzerine bırakıp sandviç ekmeği çıkardım. Ekmeği ve malzemeleri doğrayıp sandviç haline getirdim ve dudaklarımı yalayarak hızla bir peçeteye sardım. Meyve suyumu da elime aldım, televizyonun karşısında yemeye karar vermiştim. Koltuğa bağdaş kurarak oturdum ve televizyondan çizgi film açarak sandviçimi mendilden sıyırıp kocaman bir ısırık aldım.
100 tane sorunum vardı ancak Tayo Yollarda çizgi filmini izlerken sandviç yemek neredeyse hepsini hallediyordu.
Bitmiş sandviçimin peçetesini elimde sıkı sıkı tutarken meyve suyumun pipetini ısırarak içiyordum. Otobüsler çarpıştıktan sonra başlarında yıldız dönünce kıkırdadım. Bugün çok güzel başlamıştı gerçekten.
Mutfaktan bir takım sesler geldiğinde Onur'un uyandığını anladığım için bakmadım. Meyve suyu kutumu da peçeteyle beraber elimde tutarken dudaklarımda küçük bir tebessümle pür dikkat televizyona bakıyordum. Şu an tek ilgimi çeken şey televizyondu çünkü.
Koltuğun diğer ucuna çöken ağırlıkla hafifçe oraya doğru baksam da gözgöze gelmek istemediğimden hemen televizyona döndüm.
"Kıs şunun sesini." dedi telefonunun ekranına dikkatlice bakarken. Gülümseyen yüzüm düşerken sesini kısmak yerine direkt kapattım. O yanımdayken değil çizgi film izlemek, nefes bile almak istemiyordum. Beni korkutuyordu.
Elimdekilerle beraber mutfağa ilerleyip çöpe attıktan sonra odama çıktım. Kendimi yatağıma attım ve telefonumdan çizgi filmi açmaya karar verdim. Yapacak daha iyi bir iş bulana kadar en iyiysi buydu. Yüz üstü uzanıp ayaklarımı katladım. Yüzümü çeneme yaslamış telefonumu yastığın üzerine koymuştum.
Aradan yarım saat geçtikten sonra odamın kapısı önce tıklandı ardından hemen açıldı. İçeriye girmesini söylememi bile beklemeyen Onur elbette beni şaşırtmamıştı. Başını ve gövdesinin bir kısmını kapıdan içeriye soktu.
"Kahvaltıyı hazırladım. Bir şeyler ye." Başımı sağa sola salladım. Telefondan başımı kaldırmadan cevap verdim.
"Ben yedim." Ben konuşmanın bittiğini düşünmüşyüm ancak o birkaç saniye duraksadıktan sonra konuştu.
"Sesini kıs demiştim niye kapatıp gittin?"
"Yanında durmak istemiyorum." dedim dürüstçe. Bunda bir şey yoktu. Her ikimizin de bildiği gerçeği sesli bir şekilde dile getirmiştim.
"Neden?" Gitmesini beklerken içeriye girdi ve kapının hemen yanındaki masaya yaslandı. Alayla yüzüne baktım.
"Cidden soruyor musun? Fiziksel ve psikolojik şiddetin yanında üzerimde büyük bir baskın var Onur. Okuldayken sürekli uğraşıyordun alışmıştım. Eve gidince kurtuluyordum. Şimdi eve gelince her şey yeni başlıyor. Yanlış anlama sana nankörlük etmek istemiyorum bu konuda. Bana evini açtın çok teşekkür ederim ama pek misafirperver değilsin ve bunun sadece bana özel olduğunu biliyorum."
Bekledi. Bir şey söylemedi. Ben de üzerine bir şey söylemedim. Gözlerime baktı. Ben de gözlerine baktım. Bana karşı hep nefretle parlayan gözlerinden daha farklı bir duygu okunuyordu şimdi ama ben okuyamıyordum. Okumama izin vermediğinden mi yoksa benim anlamak istemememden mi bilmiyorum ama anlaşamadık. Her zaman olduğu gibi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Elma Ağacı (bxb)
Novela JuvenilBir homofobikle aynı evdeyken hayatta kalma sürem ne kadar olabilirdi? Not: Yazdığım ilk kurgu olduğu için cringe öğeler fazlasıyla mevcuttur.
