Gözlerimi bile sayılı kez kırptığım gecenin sabahında yataktan çıkmak gibi olağan olan işi bile yapmamıştım. Sabahın ilk ışıklarına kadar bile gözüme uyku girmemişti düşünmekten. Sürekli beynimde benden özür dilemesi ve daha önce kimsede duymadığım kadar yorgun çıkan sesi dolaşıyordu.
Bunları neden yüzüme söylemediği meçhuldü. Öğrenmek istiyordum. Neden bana bu kadar çok zarar verdiğini ve neden bu zararı bir özürle kapatmayı biliyor olduğu halde yüzüme söyleyemeyecek kadar korkak olduğunu merak ediyordum. Tavırlarının neden dengesiz olduğunu, neden çift kişilikli gibi davrandığını, neden bana karşı hem iyi hem nefret dolu olduğunu çözemiyordum.
Tek bir cümlesi beni yormaya, düşünmekten uykusuz hale getirmeye yine yetmişti. Ne düşünmem, ne hissetmem gerektiğini bile bilmiyordum.
Onur benim şu ana kadar karşılaştığım en büyük bilmeceydi ve ben onu çözemiyordum.
Düşünceler beynimi sarıp sarmaladıkça her şeyin daha da çıkmaza ulaşacağını fark ettiğimde zor da olsa üzerimdeki örtüyü fırlattım. Aniden kalktığımda gözlerim kararsa da aldanmadan sarsak adımlarla lavaboya gittim.
İşimi halledip ellerimi yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım. Odama dönüp gözlüğümü de aldım ve köpükleyerek yıkadım. Lens takmayı düşünmüyordum, gözlüklerimi seviyordum. Her ne kadar en az 2 günde bir yıkamam zorunda kalsam da...
Üzerimi değiştirip eşofman ve sweatimden kurtuldum. Okul gömleğimi ve pantolonumu üzerime geçirdim. Bir hayli erken gidecek bile olsam biraz oyanalarak gitmek istediğimden çantamı da alarak aşağı indim. Kahvaltıyı okulda yapacaktım. Zaten şu sıralar okulun kuruluş yılına yaklaştığımızdan doğru düzgün ders işlenmiyordu. Balo için görevli bir sürü öğrenci vardı ve bu da çoğu dersin boş geçmesine sebep oluyordu.
Esneyerek salona ulaştığımda bir an mutfakta kazık gibi dikilen Onur'u görünce korkmuştum. Erken kalkmak ve Onur? Yanyanayken bile tuhaf duran bir olaydı.
Elindeki kupaya parmaklarını geçirmiş bana bakıyordu.
"Günaydın." dedi. Düşünmekten aklımda kurmaya mı başlamıştım bilmiyorum ama sesi yine yorgun gelmişti. Ayrıca uzakta bile olsam gözlerinin kızarık olduğunu fark etmiştim. Alerjiden olmalıydı.
O asla kalın duvarlarını yıkıp ağlamazdı.
"Günaydın." dedim düz bir ifadeyle.
Daha fazla konuşmak istemedim. Kapıya doğru yürüdüm ve ayakkabılarımı giymeye başladım.
"Ben bırakırım istersen." dedi gözlerime bakarken.
"Hayır sağ ol yürüyeceğim."
"O kadar yolu yürüme bir daha, yorulursun."
"Yürümek istiyorum." dedim yine düz bir ifadeyle.
Bir an afallasa da ağır ağır başını salladı ve önüne döndü. Ona hiç bakmadan üzerimi silkeledim ve evden çıktım.
Gece boyunca düşünmek bazı şeylerin farkına varmamı sağlamıştı. Mesela hislerim gibi... Bunu hala tam kabullenememiştim ama Onur'dan hoşlanmaya başladığım su götürmez bir gerçek haline gelmeye başlamıştı.
Ben de ondan kaçmaya karar vermiştim.
Hem bu dengesiz hareketleri yüzünden hem de kabullenmek istemediğinden ondan kaçacaktım. Beni üzmesine, bir öyle bir böyle davranmasına müsaade etmeyecektim.
Hem zaten hislerim hemen biterdi; aşık olacak değildim ya!
————
Sırama oturduktan sonra çantamdan bir kitap çıkardım. Okumayacak bile olsam çoğu zaman yanımda kitap taşırdım, kitaplar olmadan bomboş hissediyordum. Telefonumu çıkarıp biraz Atlas'a sataşmaya karar verdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Elma Ağacı (bxb)
Dla nastolatkówBir homofobikle aynı evdeyken hayatta kalma sürem ne kadar olabilirdi? Not: Yazdığım ilk kurgu olduğu için cringe öğeler fazlasıyla mevcuttur.
